Bir masaldaki melek gibi yoksul bir eve girmiş, dindar bir hileye destek verip utanmazca yalan söylemek suretiyle bir körün bir saatliğine gözlerinin açılmasına vesile olmuştum; oysa gerçekte buraya birkaç değerli parça elde edebilmek üzere sefil bir tüccar olarak gelmiştim. Giderken bundan daha fazlasını yanıma aldım. Bu boğuk, neşesiz zamanda, insanların artık tümüyle unuttuğunu sandığım sanata dönük bir kendinden geçme hali, saf bir coşku yaşamış, bunu kendi bedenimde hissetmiştim. Ve neden öyle olduğunu bilmeden hala utanmama rağmen - evet bunu başka türlü ifade edemem - içim saygıyla doluydu.