Kitabı okurken sık sık “ne zaman bitecek?” diye düşündüğüm anlar oldu. Hikâye sakin ilerliyor, hatta bazı yerlerde sanki beklemede kalmış gibi hissettiriyor. Bu yüzden okuma sürecinde beni büyüleyen bir roman olduğunu söyleyemem. Ama ilginç olan şu ki kitap bittiğinde hissettiğim duygu tamamen değişti.
Son sayfayı kapattıktan sonra ve özellikle yazarın notunu okuduğumda, hikâyenin gerçek hayattan ne kadar beslendiğini fark ettim. O noktada roman bir anda başka bir anlam kazandı. Çünkü kitap yalnızca bir hikâye anlatmıyor; kelimelerin bile nasıl seçildiğini, kimlerin sesinin kayda geçtiğini ve kimlerin sesinin sessizce dışarıda bırakıldığını düşündürüyor.
Romanın merkezindeki fikir aslında çok güçlü: Sözlüklere giren kelimeler kadar, girmeyen kelimeler de bir şey anlatır. Ve bazen en çok şey anlatanlar, tam da o kaybolan kelimelerdir.
Bu yüzden benim için bu kitap okuma sürecinde değil, okuma bittikten sonra anlam kazanan bir roman oldu. Bazı kitaplar okurken büyüler, bazıları ise bittiğinde zihninde yankılanmaya başlar. Bu kitap ikinci türden.
Kısacası, okurken sabır isteyen ama sonrasında insanı düşünmeye bırakan bir hikâye. Ve belki de en çok şu soruyu akılda bırakıyor:
Hangi kelimeler tarihe yazılır, hangileri sessizce kaybolur? Kayıp Kelimeler Sözlüğü