Din denilen şeyin tohumları dahi atılmamıştı henüz, içimizde görünmeyen bir dünya kavramı da yoktu. Sadece görünen dünyayı biliyor, gerçek şeylerden, somut tehditlerden, kanlı canlı vahşi hayvanlardan korkuyorduk.
Annem, babamın nasıl öldüğünü biliyorsa bile bana anlatmadı. Aslında böylesi bir bilgiyi bana aktarmasına yetecek
ses dağarcığına sahip miydi, ondan da emin değilim. Büyük
olasılıkla o günlerde bütün Halk'ın kullandığı ses sayısı, toplasanız otuz kırkı geçmiyordur.
SÖZCÜK değil, SES diyorum çünkü esas olarak seslerdi.
Sıfat ve zarflarla değişebilen sabit bir anlamları yoktu.