Allah’ın teselli etmediği kalbi, ne evlilikler, ne dolgun maaşlar, ne tripleks köşkler, ne denize nazır villalar, ne de bir çocuğun baba, anne demesi teselli eder. Bunlar güzel şeyler ama bizim kalbimiz en güzele ayarlıdır. O’nun rızasını bulmadıkça tam huzura ermek mümkün değil.
Hayatın bütün yolları ölüme çıkar. Kimi sabahı göremez yatağında, kimi akşamı bulamaz iş yerinde, kiminin mezarı annesinin koynu olur, kiminin elleri babasının ellerinde gider ahirete ama herkes ölür. Ölüm sesli bir şekilde konuşuyor bugünlerde,
Öleceğimizi bile bile yaşıyoruz. Ayrılacağımızı bile bile seviyoruz. Cehenneme götüreceğini bile bile günah işliyoruz. Görünen köye kılavuz istiyoruz. Elimizde olmayanı arzuluyor, olanı kutsuyoruz. İnsanoğlu ayrı bir muamma.
Yeni doğmuş bir bebek gibi Allah’a güvenmeliyiz. Yapabildiği tek hareket dudaklarını oynatabilmek ama akşam aç kalır mıyım, sabaha çıkar mıyım, nasıl geçinirim derdi yok. Çünkü biz, biraz palazlanınca Allah’a değil, kaslarımıza güvenmeye başlıyoruz. Sonra endişelerimiz başlıyor.
Müslüman, günah işlemeyen adam değildir, gaflete düşer, nefsine uyar, günah işler ama günahın işletmesini kurmaz. Israr etmez, kurumsallaştırmaz, övünmez, zevk almaz, turşusunu kurmaz, açık etmez, kılıf bulmaya çalışmaz.. Af diler, gözyaşı döker.