Televizyonlardan kıyaya vuran bebekleri, insanları gördük. Adına ne dersek diyelim, Aylan, Samir, Hamid... Suriyeli, Afganlı, Pakistanlı... İnsanlığın -her anlamda -can çekiştiği bir noktadayız. Kapitalizm ağzını açmış beklerken, insan hayatının yok sayıldığı bir yerden dünyaya bakmak; sahte can yeleklerinin üretildiği, şişme botların insan taşıma kapasitesinde olmadığı, hayatların parayla satıldığı bir dünyaya nasıl bakmalıyız?
Zaten yüzme bilen bir kişi, denizde boğularak intihar etmeyi başarabilir miydi ki? Öyle bir karar alsa bile, vücudu o karara uyar mıydı? Bu mümkün olsaydı, yatakta yatarken de bir insan nefesini tutmaya karar verip kendini öldürebilirdi.
Kendisini kayığın dibinde havasızlıktan çırpına çırpına, kuyruğunu çarpa çarpa can veren balıklara benzetiyordu. İnsanı boğan su o canlıyı yaşatıyor, kendisini yaşatan hava o canlıyı boğuyordu.