Belki de istediğim şeyleri duyamadığım zaman
kırıldığımı üzüldüğümü belli edemeden oradan ayrılıyor olabilirim. Ege de bir adada gün batımına karşı içeçeğim bir yudum şarabın dahi
hesabını yaparken atladığım bir şey vardı.
O da senin bu hesaplarımın içinde ne kadar yer ettiğin senin için hayat bir resmiyet mi yoksa yeri geldiğinde ciddiye alınacak yeri geldiğinde ise fasa fiso sayılacak bir oyundan mı ibaretti.
Hayat resmiyete sığmayacak kadar benimdi.Bir şeylerin tadını çıkarmayı erteleyemeyecek kadar da ciddi bir oyundu...
Okuduğum kitaplardan bende kalanları kulaklarına fısıldamak,denize karşı saatlerce oturmak,sessiz bir koyda ateş yanarken gün batımına karşı sarılmak,alev gibi kırmızı şarabı dalga sesleri eşliğinde içmek,geceleri yıldızları sayarak kumlara yıldız haritası çizmek,uzun yollara çıkıp kısa ama değerli anlar biriktirmek,çalan her şarkıya eşlik ederek ritmik hareketlerle dans etmek,senin topuk seslerini dinlemek.
Hepsi benim için bir sanattı.Eşsiz tekrarı olmayan klasik şarkılar gibi düşün ama hayat senin için hep bir resmiyetten ibaretti,bizim için ise bozuk bir pusula ve dilsiz bir harita hazırlamıştı.Biz o duvarı yıkıp birbirimize şiir söyleyemeyiz.olmaz.