Ağrıların tadı, işte şiirin bir safhası ki bundan ötesi lâftır, eğlencedir, denilebilir! Bu şiirden bir defâ tadanlar artık sanatın, edbiyâtın bütün öteki safhalarına ciddî bir gözle bakamıyorlar. Eski Roma’nın inkıraz günlerindeki halkı bütün acılarına, sefâletlerine, yaralarına rağmen, eğlenceyi seviyordu: son kayserlerin bu halkı kullanmak için basit bir siyâseti vardı: Ekmekve oyun. Halkın ağrıları bir isyan kopartacak dereceye çıkınca, Roma’nın suburre semtine derhâl, ertesi güne ekmek dağıtılır ve münâdiler haber verirdi ki sirk’de geceli gündüzlü büyük eğlenceler başlayacak. O sefil halk o saat bütün acılarını unutur ve ertesi gün akın akın sirk’e dolar, günler ve gecelerce oyunlara dalar, coşar, haykırır, mestolur sirk’in basamaklarından ayrılamazlardı.
Her türlü hisden bir türlü şiir çıkıyor, yalnız şiirden de kuvvetli, dîne benzeyen bir lezzet varsa ağrıların tadıdır.