Yeni bitirdim ve gerçekten etkilendim. Özellikle sonlara doğru akıcılığı çok artıyor ve bu beni yakaladı.
“Aslında tehlikeli olan hissetmek değil, hissettiğini inkar etmek.”
Bütün duygularını bastırmış bir din adamı. Disiplinli, ahlaklı ve kendini bu denli kontrol etmeye çalışan biri. Ne kadar kontrolcü olursa olsun duyguları bir zaman sonra onu ele geçiriyor.
Aşk onun için romantik değil, istilacı.
Kapıyı çalmadan içeri giriyor.
Kontrol edemiyor. Ondan başka bir şey düşünemiyor.
Ya ona sahip olacaktı, ya da…
Duygularını bastırması ve yönetememesi onu şiddete dönüştürdü.
Bu da bizlere bastırılmış duyguların insanı nasıl karanlığa ittiğini gösteriyor.
Diğer tarafta ise toplumun “canavar” ilan ettiği kişi.
Bu kişi de bize sevginin en saf en zararsız halini gösteriyor. Sadece sevgi. Hiçbir karşılık beklemeden hemde.
Elinde olan tek şey onu korumak. Ve o da bunu canı pahasına yapıyor.
“İnsanlıktan çıkmak için çirkin olmak gerekmez. Bazen en korkunç şey, bastırılmış ahlaktır.”
Keşke sonu böyle bitmeseydi..
Bir şizofrenin gördüğü hayallerin gerçekle bağlantılı olması mümkün müdür?
Psikiyatrist Viktor Larenz’ in kızı kaybolduktan 4 yıl sonra tanıştığı kadın ve gördüğü hayaller onu kızına götürebilecek mi?
Geçmiş su yüzüne çıktıkça terapi seansları çarpıcı bir şekilde değişmeye başlar.
Okuyucunun hemen sona ulaşmak isteyeceği gotik gerilim öğeleriyle dolu harika bir roman.
Kötü diyemem ama gereksiz uzatıldığı aşikar. Biraz sıktı beni. Açıkçası beklentimin altındaydı. Daha özgün bir anlatım olsaydı keşke..
Seminer konuşması dinledim sanki..
“Şundan da eminim ki şahsi meselelerine duygusuz yaklaşan kimseler (son çare olarak) muhakkak suça bulaşacaktı.”
Kitabın özeti işte bu cümlesi. Gayet akıcı, güzel bir öykü
Tek solukta okunacak bir kitap. Aşkın en masum en yalın halini yaşayan bir kadın. Yaşamı boyunca tek bir kişiyi sevmiş ve bunu o kişiye ölene dek hiç söyleyememiş.. Okurken o aşkı hissedeceksiniz!.