Değerli okurlar merhaba. Tek solukta okuyabileceğiniz bir inceleme ile karşınızdayım.
Öncelikle kitabımız "Beni alıp tekrar karnına soksan bile koruyamazsın artık anne!" cümlesiyle başlar. Bu sözler Hüseyin'in ağzından çıkmıştır. Hüseyin kitabın baş karakteridir ve hayat hikayesini gazeteci arkadaşı İbrahim'in araştırmalarından, kaleminden öğreniyoruz. Kitabı genel hatları ile özetleyecek olursam. Hüseyin'in çarpıcı ölümü ve bunu tesadüfen gazeteden öğrenen arkadaşı İbrahim'in Mardin'e gitmesi ile başlar. İbrahim kendini keşmekeş bir olayın içinde bulur çünkü arkadaşının ölümü üzerine herkes Suriye göçmeni nişanlısı Melek'i sorumlu tutmuştur. Melek, Suriyeli bir ailenin Ezidi kızıdır. Gerek dini yüzünden gerek Suriye'deki karışık savaş ortamından dolayı IŞİD tarafından ayrıca zulme ve istismara maruz kalmış bir kadındır. Tüm bunlar Türkiye' ye gelmesine sebep olmuş ve böylelikle Hüseyin ile yollarını kesiştirmiştir ancak Hüseyin'in ailesi, Melek'i dininden dolayı onu kabul edememiştir. Onlara göre Ezidi inancı şeytana tapmaktan başka bir şey değildi çünkü. Sırf bu yüzden IŞİD saldırısına bile maruz kalan Hüseyin, çareyi Amerika'da yaşayan abisinin yanına gitmekte bulsa da orada da bir grup i
İslamafobik insan tarafından öldürülmüştür. Tüm bu olayları İbrahim, Hüseyin'in yakın çevresinden öğrenip Melek'i bulup onu koruyup kollamak istese de bu olmaz. Çünkü Melek karakteri tüm bu yaşadıklarından sonra acının eşiğini bile geçmiş bir karakterdir kitapta da geçiyordu her şeyini kaybetmiş bir insanın tutunduğu en iyi şey gururudur diye...
Genel hatları ile "Huzursuzluk" özeti budur. Tek seferde okursunuz diye belirttim üstte çünkü gerek Livaneli'nin akıcı dili olsun gerek verdiği toplumsal mesajlar olsun aldı götürdü diyebilirim. Ayrıca sizler de benim gibi okurken araştırma