İnsanların seni anlamaması, yanlış olduğun anlamına gelmez. Sen insanların güvenebileceği birisin. Gerçekten hem de. Ve bu seni soğuk ya da sıkıcı biri yapmaz. Seni sadece daha çok sen yapar... "
...çünkü bu şehrin büyüsünden sadece bize ait olan bir parça kazımak istiyordum. Ama bunun için de bir bıçağa dönüşmem kaçınılmazdı işte. Soğuk, sert ve keskin en azından dışarıdan bakınca. İçimse yara bere içindeydi ve incinmişti.
En sevdiğim insanın benim için bilinmezliklerle dolu olduğunu kabul etmek bir şey; onun da beni tam olarak tam anlamadığını kabul etmekse başka bir şeydi. Hayatında neler olup bittiğini paylaşacak kadar, bana yaslanıp onu rahatlatmama izin verecek kadar bile bana güvenmiyordu.
...beni okumaya aşık eden de bu histi aslında; bir anda bulutların üzerindeymişcesine süzülür, gerçek hayatın problemlerini geride bırakır ve her endişe aniden yok oluverirdi.
Şu an aramızdaki boşluğun ne kadar dayanıksız olduğunun farkındaydım; kaçacak bir yerimizin olmadığı, her an kapanabilirmiş gibi duran kaygan bir boşluk. Belki de insanlar bu yüzden seyahate çıkıyorlardı, gerçek hayatlarının etraflarında bir hiçe döndüğünü hissetmek için özenle inşa edilmiş dünyalarımızın ipini çekiyorlardı.
Bu iyi bir kitap okumanın verdiği duygunun tam tersiydi; her şeyi tüketiyor, endişeyi yer yüzünden siliyordu.