Herkesin kesinlikle okuması gereken bir kitap KÖRLÜK. her cümle, her sayfa birbirinden güzel konulara değiniyor, gören körlüğümüzü yüzümüze vuruyor adeta. örgütlenme, toplum, yönetim, insanlar, duygularımız her şey hakkında bir yorum bir eleştiri var. Her cümleyi gözünüzle değil de içinizden seslendirin, alışacaksınız. Çünkü saramago adeta konuşur gibi yazıyor.
Karakterlerin isminin neden olmadığına gelince bence müthiş bi fikir bu. Adı ahmet veya robert olsa bu şaheser bu kadar evrensel olamazdı belki de. Ayrıca kitaba başlamadan daha, saramago bize bir iyilik yapıyor ve kitabı özetliyor bir cümleyle "bakabiliyorsan gör. görebiliyorsan, fark et." aklımı karıştıran bazı sorulara kendimce bulduğum cevapları yazıyorum aşağıya, okuyup daha çok anlamak isteyen olursa diye:
kitaptan en sevdiğim sözle başlayayım: ''insanlar arasındaki kavga öyle ya da böyle bir tür körlüktür.'' saramago o kadar güzel anlatmış ki ne yazsam boş...
"işin içinde ne olursa olsun, körlük bulaşmaz, ölüm de bulaşmaz, buna rağmen herkes ölür."
İşte bu yüzden körlük bulaşmıyordu, biz öyle sansak da saramago'nun birçok kısımda da bahsettiği gibi korkuydu bu bulaşan, kör olma korkusu. Korku körleştiriyordu etraftaki herkesi aynı ölüm gibi. ölümü her gün düşünüp daha da yaklaşıyoruz ona o zaman bizi hangisi daha çok öldürür, ölümü beklemek mi yoksa ölüm mü?
Doktor ve karısı kiliseye girdikten, doktorun karısının gördüklerini anlatması kilisedekileri kaçırıyor çünkü insanlar, onlardan daha güçlü olduğuna inandıklarından yardım gelmeyeceğini fark ediyor ve kiliseden ayrılıyor. belki de onların artık daha büyük yerlere bel bağlamaktansa kendilerine inanması ve bunun için bir şeyler yapması onları bu körlükten kurtarıyor.
Ayrıca saramago farklı olmanın o ağır yükünü de gösteriyor bize. doktorun karısı