Gereği düşünüldü, gereği yapılmadı, "adıyla yaşasın" diye büyütülen ama erkek eliyle katledilen kadınların adları o soğuk binalara verildi, kurdeleler kesildi, hiç oyuncak uçağı olmamış çocukların yaşadığı kentlere havaalanları açıldı.
Burada herkes hızlı adımlarla yürür. Aceleci kalabalığın arasında telaşsız olmak mümkün değildir. Sait Faik serseriliği burada sökmez. Orhan Veli'nin öldüğü çukur henüz kapatılmamıştır.
Zürafa Sesi, hem kent hem kır mekânlarında dolaşan karakterlerin iç seslerini, toplumsal çelişkileri, küçük ama saplantılı imgeleri birbirine örerek okuru yoğun patlamalar halinde sarsıyor. Kitap, içerik ve biçim bakımından ödüle layık görülmesinin haklı sebeplerini taşır; çünkü yazarın dili hem kişisel hem de kolektif bir sızıyı aynı anda taşır ve bununla politik bir yankı kurar. Kırnal’ın merkezi zihniyetleri — görünmez emeğin sözcülüğü, kadınların iç ve dış dünyalarının çarpışması, kentteki taşlaşma ve unutulmuşluk — öyküler arasında tutarlı biçimde yankılanır. Açılış öyküsü “Burada her şey taşlaştı” bir heykelin ağzından konuşarak kent yaşamının donukluğunu, gündelik trajiklerin estetik bir soğukkanlılıkla nasıl kamufle edildiğini vurgular. Kadın bedenleri ve sağlık/üreme meseleleri (“Handan’ın on günü”) metinlerde utanma, sürgün edilme ve toplumsal denetim temalarıyla örtüşür. Handan’ın HPV süreci, tıbbi bilgiyle sosyal damgalanmanın iç içe geçtiği gündelik bir dram kurar. Kırnal’ın dili çoğunlukla konuşkan, bazen deneyseldir; cümleleri mitolojik veya edebi referanslarla zenginleşir ve imgelerle akışkan bir biçim kazanır. Anlatıcılar tekil ve güvenilmez olabiliyor; metinler kişisel monolog, günlük notları ve gözlemcilikle iç içe geçiyor.