Ebû’l-Hasan Harkânî kuddise surruh
hazretlerinin bildirdiğine göre:
Bir diyarda iki kardeş yaşıyordu...
Kardeşlerden her biri sırayla, geceleyin yatalak annelerine bakardı!... Diğeri ise, ibadetle meşgul olurdu. Bir gün onlardan biri yaptığı ibadetden çok haz almış olmalı ki, ertesi gece kardeşine şöyle dedi:
– Ey kardeşim! Ne olur bu gece de, Allah Teâlâ’ya ibadet edeyim de, sen annemize bakıver... Kardeşi, seve seve kabul etdi.. O da gönül rahatlığıyla ibadete başladı... Gecenin
ilerleyen saatlerinde, namaz kılarken secdede uyuya kaldı. O sırada bir rüya gördü. Rüyasında kendisine hitabla:
– Önce kardeşini bağışladık. Seni de onun hatırı için affetdik! denildi... Genç taaccüble, hayret ederek sordu:
– Fakat ben Allah Teâlâ’ya ibadet ediyorum, oysa kardeşim anneme bakıyor! Nasıl oluyor da ben, onun ameli sebebiyle bağışlanıyorum? Cevaben buyuruldu ki:
– Evet sen, Allah Teâlâ’ya ibadet ediyorsun! Kardeşin de annene hizmetle meşgul, Allah Teâlâ’nın senin ibadetine ihtiyacı yok, amma anneniz, kardeşinin hizmetlerine muhtaçtır.
“Sadaka veren kimse, sadakasını neden müslüman olan anne ve babasının ruhu için vermez? Halbuki böyle yapsa,.verdiği sadakanın sevabı onların ruhuna gideceği gibi, onlardan bir şey eksilmemek şartıyla, onların sevabı gibi bir sevab da kendisine yazılır.” (Taberânî, Evsat’da)
Çocuk üşümesin, uykusuz kalmasın diye
onu namaza kaldırmamak cinayetlerin en
büyüğü sayılır. Bu iyilik değil, ona karşı en
büyük kötülükdür. Bundan daha büyük bir
budalalık tahayyül edilemez.
Fransız edibi Pierre Loti Türk kadını için
der ki:
“Türk kadını; ince zekâsı, evinin temizliği, başörtüsünden ayağındaki terliğe varıncaya kadar, giyinmesindeki zevk-i selimi ile başka bir âlemdir. Kocası kendisinden o kadar mutlu ve mesrurdur ki, her akşam bir an evvel evine dönüb karısına kavuşmak için bir hayli sabırsızlık gösterir.”