Evet, cariyeler en basit şekliyle “savaş esiri", yani "köle"dirler. Ama Türkler onları kazanmasını bilirler. Mesela Hürrem Sultan Polonya hakimiyetindeki topraklarda yaşayan bir Ukraynalı'dır. O yıllarda bunlar Tatarlara kan kustururlar. Ama gün gelir Kırım Hanı Rusları yener ve alayını esir eder. O çağlarda henüz 9 yaşında bir çocuk olan Rosa ne zincir, ne de zindan görür. İstanbul'a yollanır ve fevkalade bir eğitim alır. Sarayda Hürrem adını alan genç kız tam bir Müslüman olur. Zeki ve samimi tavırlarıyla dikkat çeken sevimli kız Kanuni gibi bir cihan padişahına hanım olur. Ona nur topu gibi yedi çocuk doğurur.
Hürrem Sultan da diğerleri gibi yapar ve servetinin tamamını vakfeder. İmam-ı Azam'ın, Abdülkadir-i Geylani'nin ve Mevlânâ hazretlerinin türbelerini yaptırır. Etraflarını külliyelerle donatır. Kudüs'e, Şam'a ve Mekke-i Mükerreme'ye sayısız cami, medrese ve imaret açar. Yine Sultanahmed ile Ayasofya arasındaki muhteşem hamam ile Haseki külliyesi ondan yadigardır.
Osmanlılar onu öylesine severler ki anlatılamaz. Cenazesinde görülmemiş bir kalabalık olur, Kanuni tam 138 hafızı görevlendirir, kabri başında 24 saat Kur'an okutur.
Nerede Ukraynalı bir ırgat kızı, nerede üç kıtada sözü geçen bir sultan. İşte Türk'ün kölesine bakışı budur.