“Acımasız gerçekler, tıpkı bir mahkumu kelepçeye vuran gardiyanlar gibi etrafını kuşatmıştı. Kaçacak hiçbir yeri yoktu. Hiç. Müebbet mahkumuydu ve hücresine sızan tek ışık da sönüp gitmek üzereydi.”
“Gerçekliğe dönüş, anesteziden sonra bilincin yerine gelmesi kadar acı vericiydi. Bedeni ve beyni tarifsiz bir halsizlikle sızlıyordu ve delicesine uçup giden anları tutabilmek için yapabileceği ya da söyleyebileceği bir şey bir türlü aklına gelmiyordu.”
“Adeta, o sessiz melankolik manzaranın bir parçası olmuş, çok derinlerde gizlenen samimiyeti ve hisleriyle, manzaranın buz tutmuş kederi onda vücut bulmuştu.”