Dua, salt dünyevi amaçlara hasredildiğinde ibadet olma niteliğini yitirir, yalnızca kuru bir talep durumuna düşer. Sadece taleplere ulaşmak için yapılan ihlassız bir duanın, kabulün önünde bir engel teşkil etmesi de kuvvetle muhtemeldir.
Bazen şeytan, insana vesvese vererek "Bunca zamandır dua ediyorsun, bir karşılık görmedin." diyebilir. Böyle bir durumda zihnimize, dua edebiliyor olmanın, duada istediklerimizin verilmesinden çok daha üstün bir kazanım olduğu yönünde telkin yapmalıyız. Buna ayrıca "Zamanı geldiğinde Rabbimiz duamızın mutlaka karşılığını da yaratacaktır." düşüncesini de eklemeliyiz.
Namaz, oruç ve hac nasıl birer ilahi emirse, Allah'tan ümit kesmemek de öyle ilahi bir emirdir. Kendine olumsuz bir nazarla bakmamalıdır insan; çünkü nazar, gerçekleşen bir duadır. İnsanın kendine olan nazarı ve bakış açısı, onun hâlini ve akıbetini etkilemektedir. Her olayı güzele yormalı; karamsar yorumlardan kaçınmalı ki, olayların gidişatı güzel yorumlara göre şekillensin, daha doğrusu zaten güzele varacak olan hadiseler, karamsar tabirler sebebiyle olumsuz bir håle sürüklenmesinler. Dolayısıyla düzeltilmesi ilk gereken yer zorlu dış dünya değil, bakış açımız yani iç dünyamızdır. Dirilişimizi başlatacak güç orada yatmaktadır.
Bizi mutsuz eden bakış açımızdır. Ararsak mutlu ya da mutsuz olmak için pek çok neden bulabiliriz. Her şey bakış açımıza göre başka türlü görünebilir. Olanları değiştiremiyorsak olaylara bakış açımızı değiştirebiliriz. Böylece değiştirilmesi elimizde olmayan şeyler için üzülmemiş oluruz. Bir yokuş baktığımız noktaya göre iniş de olabilir çıkış da.
Bizi mutsuz kılan şeylerden bazıları elimizde değildir, ölüm gibi. Ölüm varsa, yaşamak kendi başına mutluluk sayılmaz mı? Eğer böyleyse mutluluk yaşam kadar uzundur.
Ancak sahip olduğumuz bir şeyi verebiliriz. Bir şeye sahip olmanın araçlarından biri de para olduğuna göre, "Para insanları mutlu eder." diyebilir miyiz? Paran varsa her şeyi al. Mutluluk çarşıdan mı alınacak yani? Peki parası olan ama mutsuz insanlar yok mu? Para her şeyi satın alabilir mi? Hayır. Bir sürü kanalı olan bir televizyon, güzel bir ev satın alınabilir ama dostluk, sevgi satın alınamaz. Mutlu Prens öyküsünü okudunuz mu? Mutlu Prens mücevherlerden yapılmış bir heykeldir. Bir kentin meydanını süsler. Bütün kent halkı böyle güzel bir heykele sahip oldukları için övünürler. Mutlu Prens bir küçük kuşla dost olur. Prensin her şeyi vardır, ama o etrafındaki yoksul insanların acılarına dayanamamaktadır. Sahip olduğu bütün değerli şeyleri küçük kuş aracılığıyla fakir ve muhtaç olan insanlara dağıtır.
Kış gelir, kuş bir türlü Mutlu Prens'i bırakıp sıcak ülkelere doğru uçamaz. Sonunda kuş ölür. Heykel de çirkinleştiği için belediye tarafından kaldırılıp çöpe atılır. Mutlu Prens sahip olduklarını koruyarak değil, başkalarına sunarak mutlu olur. Ona göre mutluluk sahip olduklarını vermek, yani paylaşmaktır. Belki de mutluluk ne yalnızca almak, ne de yalnızca vermektir. Acı tatlı sahip olduklarını paylaşmaktır.