Bazı şeyler nettir, bilinir ama net olmasına, bilinmesine rağmen anlamsızdır, tuhaftır. Anlamak için sorulur, o cevabı bilinen, en basit soru. Ama istenen cevap değil, konunun anlamlanmasıdır aslında.
Sokak şiiri beğenmedi. Sokak insanlara benzemezdi, beğenmediğini çarptı Faruk'un yüzüne. Faruk biliyorum dedi. Şiirlerim kötü. Kalbimdeki yaranın sebebi bu. Yoksa aşk, yara mıdır hiç? Devadır o. Sokak güldü. Aferin lan sana dedi. Aldı Faruk'u içine, kabul etti. Faruk yürümeye başladı. Hava aydınlanıyordu usuldan.
İçi bilendi. Sabah namazını kıldı, sonra duramadı sokağa attı kendini. Namaza kadar da uyumamıştı. İçi bilenmişti. Böyle denirdi. Tarif gerekmezdi. Senin için, bir bıçak, kör değil, yine de bilenir, bilendiği için kör değil, kör olmasa da daima bilenir. Bunu bilir misin? Bilmez. Faruk bunları aklından bile geçirmiyordu. Bunlar hayatın kusurlarıydı. Hayat da diğer şeyler gibiydi öte yandan, bazı şeyleri güzel yapan kusurlarıydı.
Sonra duramadı sokağa attı kendini. Sokak, önce elinin tersiyle itti Faruk'u. Faruk direndi. Şairim ben dedi. Sokak inanmadı. Faruk açıp kalbini, yarasını gösterdi. Sokak burun kıvırdı. Yara herkeste dedi. Başka bir şey göstermelisin. Faruk bir şiir okudu.
Gizledim. Hiç söylemedim. Kırılmasın diye. İyi bir adamsın Mehmet, onların kafalarını kırdığını ev sahibene söylemiyorsun; kalbi kırılmasın diye. Lena'nın karanlıktaki yüzü aydınlandı. İnandı. İyi insanlar her şeye inanır. Ama aydınlık gölgeli. Şüphe insanı öldürür.
Çok kibirlisin, her şey senin istediğin gibi olsun istiyorsun. Bu da yetmez, herkes her şeyi senin istediğin gibi düşünsün istiyorsun. Çocuk kal. Olmadı bu, gülümsemeye çalıştı. Karanlık odada tebessüm komik kaldı yüzünde. Tersi olur sanılır, alacakaranlıkta eli yüzü düzgün bir adamın hüzünle gülümsemesi karizmatik görünür sanılır. Ruh gölgesi.