Hafif rüzgârda titreyen sandal kokulu mumun ateşine bakıyorum; o küçük alev şekil değiştirip dalgalandıkça ben de içimde bir yerlere doğru sürükleniyorum. O ışıkta bambaşka bir hissiyat var, anlatması zor ama bakarken uzaklara gidiyorum, hayatı sorguluyorum. İnsanların birbirlerini hayatlarından ne kadar kolay çıkarabildiklerini düşünüyorum; yılların dostluğu, yılların aşkı, yılların alışkanlığı bir anda anlamsızlaşabiliyor. Belli bir yaştan sonra bunu fark etmek çok tuhaf, çünkü insan birilerinin hep orada kalacağını sanıyor. Belki de bugüne kadar gerçek bir kayıp yaşamadığı için, ilk kopuşlar bu kadar ağır geliyor insana . Yas dediğimiz şey illa bir ölüm olmak zorunda değil; bazen bir insanın, bir hissin, bir dönemin, hatta çok sevdiğin bir eşyanın senden kopması da aynı yasın içine sokuyor insanı. Daha da acı olan, senin bu yasın içinde oluşundan onların tamamen habersiz olması. Yapıp gidiyorlar ve geride sen kalıyorsun, baş etmeye çalışıyorsun. İnsanlara anlattığında "Hayat değişiyor diyorlar, insanlar değişiyor" diyorlar ;peki o kadar yıl nasıl birlikte iyi anlaştık diye soruyorum kendime. Ne oldu da tahammül bu kadar azaldı, emek vermemek bu kadar kolaylaştı? Mum titriyor,odamdayım, sandal kokusunu içime çekiyorum ve bunları yazıyorum. Bugün sınavlarım bitti, üçüncü sınıfın birinci dönemini kapattım; aileme küçük hediyeler aldım, kendime de bu sandal kokulu mumu işte. Mumları çok severim, özellikle de sandal kokulu olanlarını. Eve gideceğim ama hayatın planlara pek de aldırmadığını bu dönem çok iyi öğrendim. Sınava gideceğimi sanarken ambulansla kendimi hastanede bulduğum sabahlar oldu. Sağlık gidince planların da gidiyor ama insan yine de vazgeçmeden plan yapmaya devam ediyor; belki de bu, insanoğlunun en garip ama en güçlü yanı. Bunları anlatırken sesim