"Ben neden dinlenmeye ihtiyacım olsa bile hiçbir şey yapmadığımda kendimi kötü hissediyorum?" dediğinizde durmanın tembellik, yavaşlamanın suç gibi hissettirilmesinin üzerinizde bıraktığı baskıyı görürsünüz.
Olumlu olaylar göz ardı edilmekle kalmayıp, akıllıca ve çabucak bir manevra ile karabasan'a çevrilebilir. Buna "ters simya" diyorum. Ortaçağ simyacıları, metalleri altına çevirmeyi başarmışlardı. Depresyondaysanız, tam tersini yapma becerisini geliştirmiş olabilirsiniz: Altın bir mutluluğu, anında duygusal kurşuna dönüştürebilirsiniz. Bu işlemi, kendinize ne yaptığınızın farkında bile olmadan kasıtsız olarak yapabilirsiniz.
Olumsuz bir deneyim yaşadığınızda "İşte bu hep düşündüğüm şeyi kanıtlıyor" sonucuna varırsınız. Tersine, olumlu bir olay da, "Bu bir rastlantıydı. Sayılmaz" dersiniz. Bu eğilimimiz için ödediğimiz bedel yoğun bir acı ve olan güzel şeylerin değerini bilmemektir.
Bu hayatın zenginliğini alır götürür ve üstünüze gereksiz bir kasvet çöker.
Bir olaydaki olumsuz bir ayrıntının üzerine odaklanarak bütün olayın olumsuzmuş gibi algılanmasıdır.
Depresyondayken, olumlu olan herşeyi filtreleyen bir gözlük takmış gibi olursunuz. Bilincinize takılan her şey olumsuzdur. Bu "zihinsel filtre"nin farkında olmadığınız için her şeyin olumsuz olduğuna karar verirsiniz. Bu işlemin teknik adı "seçici oldaklanma"dır. Sizi gereksiz bir acıya sürükleyen kötü bir huydur.
Aşırı genellediğinizde, Svengali'nin zihinsel versiyonunu oynamış oluyorsunuz. Kendinizce, başınıza bir şey geldiğinde tekrar tekrar yineleneceği, Maça valisi gibi çoğalacağı sonucuna varırsınız. Olaylar hep tatsız olduğundan, kendinizi üzgün hissedersiniz.