"Bizi onlardan daha çok korkutan, dini baskılardı. Bizim yaptıklarımız inanan insanları, çoğunlukla da dini liderleri o kadar korkutmuştu ki, sanki artık İsa’ya ve kiliseye kimse inanmayacak, kimse onlara önem vermeyecek, Hristiyanlık kökten
kaybolacakmış gibi davranıyorlardı. Bu nedenle tüm güçleriyle saldırıyorlardı. Psikolojik baskı, şiddet, tehdit ve en sonunda da yönetimi de arkalarına alarak, şirketin kapanmasına kadar işi ilerlettiler.
Üniversite de bu projeden vazgeçmek zorunda kaldı. Sizin anlayacağınız, yüzyıllardır olduğu gibi yine bilim değil, din kazanmıştı.”
Bir yıl süren inzivasından çıkmak üzere ayağa Kalkan Musavaf Hüseyin, karanlık, bir toplu iğne ucu kadar bile gün ışığının girmediği odasının kapısına doğru yürümeye çalışırken, bir yıl içinde sadece üç veya dört adım atmış olan ayakları onu tartmakta zorlanıyordu. Dizleri titreyerek kapıya kadar ulaşabildiğinde, bir süre kapının kulbu elinde olduğu halde öylece kaldı. Artık çıkmaya hazırdı. Gereken emri almıştı. Aklında Kudüs'e yapılacak olan çok önemli bir yolculuk vardı. Sonun kapısını aralayacak olan yolculuk!
Odasının kapısını açtığında içeriye dolan günün ilk ışıklarıyla gözlerinde sadece parlak, bembeyaz bir ışık belirdi. Bu parlaklık ona, çıkacağı yolculuğun kutsallığını hatırlattı yada öyle düşünmesini sağladı...