"İnsan bu dünyada bir yolculuğun içerisinde. Yer yüzü serüvenimizde akış kacınılmaz bir şey. Ama bunu yaparken insanın bir istikameti olmalı. Nereye gittiğini bilmeli. Yola çıkarken de bize lazım olan azıkları bilmeliyiz. Bize ne lazım? Yolculuk nereye doğruysa bizede lazım olan o yola ait şeylerdir. Kar pistine çıkarken sandalet değil, dağ yoluna giderken palet değil, çorba içerken çatal lazım değil. Yola ait şeyler, yola ait. Bu yolda sabit olan ile akışkan olan dengeyi çok iyi kurmamız gerek." Kalplerimiz koptuğunda, parçalandığında duygularımız başka dünyalara gittiğinde bağırmak kaçınılmaz hale gelir. Yanındaki insana sesini duyurmak için bir insan bağırıyor ise ; o iki insan fiziki olarak yan yana olabilir ama ruhen, kalben ve aklen fersah fersah birbirlerinden uzaklaşmışlardır. Bu kadar uzaklaştıkları için bağırma hissiyatı hissederler. biz muazzam bir mirasın üzerinde oturan insanlar olamayız. Kendimizi ve tabiatı keşfetmemiz gerekiyor. Biz insanoğlu olarak dinlemeyi unuttuk, dinlemiyi öğrenmemiz gerekiyor. KENDİMİZİ dinlemeyi, kalbimizin sesini, eşimizi, dostumuzu, yoldaşımızı dinlemeyi, mahallemizdeki insanı, tabiatı, kuşları dinlemeyi rüzgarın, dalganın, evrenin sesini dinlemeyi öğrenmeliyiz. Bunun idrakına varınca varlığın heryer den bize seslendiğini fark ederek dinlemenin sadece kulakla yapılan bir eylem olmadığını hıfz edicez. Gürültünün muazzam olduğu bir çağda; insanı anlamak hayatı anlamaktır. İnsanı dinlemek evreni dinlemektir...