En çok da geceleri seviyorum bu şehri. Domuz eti satan firmaları zengin etmek için yarışan kuryeleri, gündüzleri uyuyup geceleri yaşayan insanları, her gün kafesindeki çarkta dönüp dünyanın yuvarlak olduğunu unutanları, sağa sinyal verip sola kıranları, torbacıların insanların bileklerindeki dikişleri tek tek söküşünü, sökülecek dikişi kalmayıp yaşadığını varsayanları, ırkçılığı kötüleyip zenci taşlayanları... Hepsini ama hepsini görüyorum. Ne kadar şiddetli ittirirlerse ittirsinler beni salıncağımdan, dört ayağımın üstüne düşüyorum ve bastığım topraklar bu dünyaya ait olmuyor.
Öldüğüm gün biri ardımdan ayağa kalkıp bağıra bağıra şiir okuyacak, imamın "Nasıl bilirdiniz?" sorusuna, "İnsanları sevmeye çalışan tek hayvandı," yanıtı verilecek ve şiirin nakaratı bu kelimelerle hayat bulacak
Evsizlerin evsiz hissetme durumunun temelinde onları destekleyen kimsesizlik ve açlık yatar fakat evindeyken evsiz hissetmek, var olanın içinde yok olmak, güneş seni kavururken titremek... Sevilmediğini bilmek o kadar güzel ki sevildiğine emin olamamanın yanında...