Yaşamadıklarımı, yazarak yaşıyorum.
Yaşadıklarım ise, çoğu kez, tümüyle değişiyor. Bu deneyimin, yalnız yazarken değil, yaşarken de geçerli
olduğunu sanıyorum:
Yalnız yaşadıklarımız değil, yaşamadıklarımız da biçimlendiriyor bizi.
Özel düşünceler ...
Çoğunluğun buna bile dayanası yok.
Bu nedenle olsa gerek, herkes, değişik sözcüklerle aynı şeyleri söylüyor ve böylece iletişim kolaylıkla sağlanmış oluyor. Kafalarını yormadan birbirlerini
anlıyorlar.
Ben otuz yıl önce neysem, şimdi de oyum, diyor,
inançlarından söz ederken.
Değişen dünyadan etkilenmeyen inancın ancak dinsel bir
inanç olacağının farkında bile değil.
Yalnız yazarak devam edebilmek.
Yazmak, bu soğuk cehennemde,
direnmek demek.
Şimdi, bu dağ başında
yazmaya çalışırken görüyorum,
yazmak benim için
hep direnmek demekmiş -
saplantılara
yaşamın güç koşullarına
anlamsızlığa, saçmalığa
her tür baskıya
ölüme, ölümün gerçeğine
çılgınlığa, çıldırmaya.
ipleri kaçırır gibiyim.
Kaçırmamak için
geceleri kendi kendimle konuşuyorum.
Gece olup, erken saatte (burda, en geç saat
sekizde yatağa giriyorum) yatağa girdiğimde
bir kişi yaratıyorum.
Ben bir şey söylüyorum
o cevap veriyor.
Böylece vakit geçiriyoruz,
eğleniyoruz!
Bazı geceler kavga ediyoruz.
Bazı geceler, yürümüyor, susuyoruz.
İkide bir dürtüklüyor beni:
- Yazsana! diyor.
Yazacağım, diyorum, bir gün yazacağım.
Sen yok olduğunda.