Sultan Ahmet Han hz. Peygamber'e sevdalıydı. Peygamberimizin ayak izini ( Kadem-i Şerif ) resmettirmiş ve hayatı boyunca Hilafet sarığının ön kısmında taşımıştı.
Bunun için bir de şiir yazdı:
N'ola tacım gibi başımda götürsem daim,
Kade-i resmini ol Hazret-i Şah-ı Rusülün;
Gül-i Gülzarı Nübüvvet, ol kadem sahibidir,
Ahmeda durma yüzün sür, kademine ol gül'ün.
Hatt-ı Hümayunu okuyan Hasan Paşa, birden hüngür hüngür ağlamaya başladı. Şaşırıp sevinmesi gerekirken neden ağladığını soranlara dedi ki.
" Bizum gençluğumuzde böyle küçük hizmetlere vezirlik verilmez, Padişah mektubu yazılmazdı. Kanije müdafaası gibi küçük hizmetlere de artık Vezirlik verilmeye, Hatt-ı Hümayunlar yazılmaya başlanması, kaht-ı rical ( Adam kıtlığı ) emaresidir. Ki, acil tedbir düşünülmezse, Osmanlı'yı kasıp kavurur. Biz nerede idik, nereye geldik diye ağlıyorum.
24 Mayıs'ta, imparatora, son kez teslim olmasını teklif eden II. Mehmet, imparatorun bunu reddetmesi üzerine, 28 Mayıs gecesi büyük bir hücum başlattı. Bu hücum 29 Mayıs 1453 Salı günü, İstanbul'a girilmesiyle sonuçlandı. Sultan II.Mehmet artık " Fatih" ti. Peygamber müjdesi gerçekleşmiş, yüz yılların hasreti dinmişti.
Madem ki deniz yoluyla Haliç'e girilemiyordu, o halde donanma karadan denize indirilecekti!
Hemen planını uygulamaya geçirdi. Önce gemilerin geçeceği yol yapıldı. Bu yola kızaklar döşendi. Gemilerin kolayca kayması için, kızaklar yağlandı. 21-22 Nisan gecesi 72 parça gemi, Tophane limanından Tepebaşı'na çıkarıldı, oradan Kasımpaşa'ya indirilerek Haliç'e girdi.