Aydın insanlarımız, niçin bu denli gamsız?. Aydın insanlarımız, neden "pervasız şaibeli"lerin ülkeyi götürmekte oldukları tehlikeyi önemsemiyorlar? Nasıl oluyor da topluma, uygar dünyanın gerisinde de olsa eskisine göre artmış "refah"ın, afyon olarak yutturulmasına göz yumuyorlar? Zor ve tehlikeli bir dönemeçteyiz.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Geçmiş bir bakıma, içinde yaşadığımız zamandan çok daha gerçektir; en azından çok daha dayanıklı, çok daha süreklidir. Şimdiki zaman akıp gider, yiter, parmaklarımızın arasından kum gibi kayar. Maddesel ağırlığına ancak anılarda kavuşur.”
"Dünya nüfusunun artışıyla insanların başına gelecek felaketler, kavranmıyor. Yüzbinlerce yılda 1960 yılına kadar 3 (evet, yalnız üç) milyara çıkmış olan dünya nüfusunun, bundan sonraki yalnız 40 yılda (2000 yılında), 6 (evet altı) milyara çıkmış olması, kimseyi duygulandırmıyor. Gerçeklere bu kafayla baktıkça, insanların sonu için kıyameti beklemek gerekmeyecek, insanların sonu, pisliğe batırılmış dünyada gelecek, kıyametten çok önce.
Utanmanın kaynağı ikidir: Kültür ve vicdan... Tüm insanlar dünyaya gelirken, kafa ve yüreklerinde bir iç mahkeme ile birlikte gelirler. Bunun adına vicdan denir. Ancak yıllar geçtikten sonra, vicdan sınıflara ayrılmaya başlar... Kendiliğinden benzemezlikler belirir. Çünkü akıl, vicdanın işlemesine taş koymaya başlar. Akıl öncelikli görevinin, çıkar hesapları yapmak olduğunu sanır, vicdanın ışığını karartır. İşlemeyen vicdan, paslanmaya başlar.”
“Sonra?...”
“Paslanma, çürümeye başlamanın ilk işaretidir.”