Her şey çok basitti aslında; hoşgörülü, müsamahalı olmak, güzel bakmak ve güzel görmek. Bu, hayatın en basit, en temel kuralıydı. Güzellikler, iyilikler etrafında örgütlenmek ve bunları paylaşarak çoğalmak.Güzellikleri, renkleri çoğaltıp çeşitlendirdikçe, paylaştıkça coşku daha da artacak, o zaman hayat daha da yaşamaya değer olacaktı.
-Çınarlarını,evlerini... O eski çınarlar kaç yaşındadır dersiniz?
-500'den az olmamalı. Çarşı Camisi'nin önündekini gördünüz mü?
-Gördüm tabii...
-Gövdesi oyuktur. Bir kundura eskicisi,hem ev hem de dükkan gibi kullanır o oyuğu... İçinde kereveti vardır,yatar kalkar. Tezgahını geceleri içeri alıp gündüzleri önüne çıkarır. Hatta mangal yakar içinde. Oyuğun ağzına bir de kapı uydurmuştur. Geceleri ya da uzaklaşacak olursa kapatır,asma kilitle kilitler..
- Evet çok hoştu hepsini gördüm... Sonra,eski cami avlusundan dereboyu'ndaki sokağa inen taş merdivenleri de sevdim. Dereyi sık sık Aşan yüksek Kemerli köprüleri sevdim... Sonra O evlerin güzelliği...