Aşk, bir şişe parçasına benzer, insanın gözlerinde ruh okşayan, hayal uyandıran renklerden oluşan bir sihir âlemi gösterir; insan, saadeti bu renklerden, bu ışıklardan, onların içinde uçuşan gülüşlerden olusmuş zanneder; fakat bir kaza dokunup da o şişe düşüp kırılsa, O hayali saadet, bir rüyadan sonra kalan hatıra kalıntısı gibi silinir, elde şişenin kırıklarından başka bir şey kalmaz. Aşkta saadet aramak, şarapta neşe aramaya benzer, onun sarhoşluk lezzeti uçtuktan sonra ruhta acıklı bir uyuşukluk bırakır. Seviyorum, seviliyorum, mesudum zannedersiniz; elinizde henüz dolu duran, size neşe sözü veren kadehi bitiriniz; onun dibinde sizi bekleyen şey üzüntüden başka bir şey değildir.
Aşk! O, gençlerin dudakları titreyerek, kalpleri çarparak, gözleri yanarak söyledikleri kelime, O gençligin ruhsal bir hastalığından, beynin gelip geçiçi bir ateşli hastalıgından başka bir şey midir?
Sokak! Orası öyle bir bayağılık çıkmazıdır ki toplum, kurbanlarını buraya atar, orası öyle bir yerdir ki kaza rüzgârı savurduğu çiçekleri buraya döker. İnsanlığın sefaletine merhamet gözü çevrili olanlar, sokaklarda neler görürler, sokaklarda ne âlemler keşfederler, ne belalar okurlar.