Emre& Cemre
Ve Cemre ağlayarak, “Eğer bir annem olsaydı, içimin sızısını ona anlatırdım. Makûs kaderi ellerimle yumruklayarak kırmak için, hayallerimin kötülüğe, günaha battığını anlatırdım. Eğer bir annem olsaydı, göğsüne başımı koyar, ‘Anne bak büyüdüm, acılar dokundu ömrüme, uzadıkça uzadı kaderime ekilen hüznün boyu’ derdim.
‘Masumluğum karanlığa saklanmış, küsmüş, eteklerimin ucunu çoktan bırakmış neşe. Adımlarım cehalete, sefalete, zalimliğe bulanmış.
Anne bak, bir masumun gözleri değdi çaresiz gözlerime, vazgeçmeme umuduna sımsıkı tutundum, acı beni yerden yere savursa bile bırakmadım, onun kaderine sımsıkı tutundum.
Yusuf gibi kuyuya atılmıştı gelecek önceden… Ah anne bir görsen, tuttuğu andan beri ellerimi, hayallerimin boyu uzuyor o bana baktıkça, kalbimin karanlığına gün ışığı sızıyor apansız... Çekip alıyor acıların içinden sevinçlerimi.
Anne bir görsen ondan içime akan gücü, özleyemediğim tüm hatıralarım gibi yapışıyor geleceğe vaat ettikleri. Kahverengi gözleri, en sevdiğim çikolata gibi, baktıkça karnım ağrıyor, hani çikolatayı çok yediğimde olduğu gibi. Sonra dönüyor arkasını, kalbiyle arama köprüler kuruyor. Sırat kuruluyor geleceğe, kıldan ince, kılıçtan keskin oluyor aşkı, gidemiyorum hakkım olan geleceğe. Öyle donup kalıyorum zaman gibi…
Ne geçmişe aitim artık, ne de geleceğe… Araf’ı yaşıyorum eskisi gibi. Yurtsuz, sahipsizim eskisi gibi.” demişti bir kitap satırı okur gibi içini okurken. İşte o zaman anlamıştı Esme, her zaman iyiliklerin değil bazen kötü olayların da hayatın iyi tarafına yön çizebileceğini.
Esme, gelininin geçmişten bu güne gelinceye kadar kat ettiği zorlu yolu düşününce, biraz hüzün ve aynı anda gurur hissetti.