Edward Said'in sorgulaması burada durmuyor, İslam dünyasında birbirine zıt iki ana tutum bulunduğundan söz ediyor. Ya Batı'yı lanetleyen sloganik bir karşı çıkış ya da onu kendi dünyasının vakıalarıyla bütünleştirmeden yapılan salt aktarma (taklit) eylemi. Birincisi, bir aşağılık kompleksine dayanıyor, ikincisi de bir "çömezlik psikolojisi"ne. Ya Batı'yı külliyen reddetme yahut "Bizden adam olmaz” kafasıyla dizlerinin dibinden kalkmama, yani tam teslimiyet tavrı...
Cemil Meriç:
Batı'ya pencerelerini kapamak ahmaklık, pencereleri açmak ama kendin kalmak, mühim olan bu. İslâm düşüncesi de açmıştır pencerelerini. Korkuyla pencerelerini kapamak, ölmek demektir.
Bizde bir kısmı kabuğuna çekildi, öldü. Bir kısmı kabuğunu açtı, fakat özünü kaybetti. Mühim olan senin sağlam olman.
Eskiyi bilmiyorsanız yeni olduğunuzu da bilemezsiniz, bilmediğiniz için de pek kısa bir süre sonra söyledikleriniz köhnemeye, pörsümeye, eskimeye mahkumdur.
Kelimeler, yani dil. Dil, yani mazi, yani tarih...
Kelimeleri, yani tarihi elinden alınmış garip, yani gurbete çıkmış bir nesle yapılabilecek en büyük iyilik, ona hayatından yitip giden şeyleri hatırlatmak, kayıplarını sevdirmek, hatta mümkünse onları yeniden imal ederek eline geri vermektir.