Eskiden, eğitimin başlangıcında insanlara susması öğütlenirmiş: lüzumsuz konuşmamak, kelime israf etmemek... Öyle ki, anlayamadığı sözleri bile hemen sormaması, beklemesi, ilkin anlayamadığı şeylerin üzerinde kendi kendine düşünmesi salık verilirmiş. Soru arkadan gelirmiş. Bu eğitim tarzının insanları gevezelikten koruduğunu söylemeye gerek yok. Bugünse, özellikle Amerikan tarzı eğitim, çocukları durmadan soru sormaya, neticede geveze olmaya yönlendiriyor.
İnsanın yapmadığı şeyi söylemesi nasihat değildir, ahkâm kesmedir. Nasihatin belki kelama bile ihtiyacı yok. Müminin hali örnek teşkil ediyorsa, bundan daha güzel bir nasihat düşünülebilir mi? Öyle olduğu için boyuna bilenler susmuş, bilmeyenler konuşmuş, ahkâm kesmiştir.
Öylesine kötü bir eğitimin içinden çıkıp geliyoruz ki, eleştiri de, nasihat da asal anlamlarının dışına çekilmiştir: dedikodu ile sohbet, ahkâm kesme ile nasihat, eleştiri ile kınama birbirinin yerine kullanılabiliyor. Sohbetini dinlediğiniz biri, bakıyorsunuz, sohbet etmiyor , dedikodu yapıyor. Bir eleştiri konusu, birden bir kınama havasına dönüşebiliyor: sohbetin, nasihatin, eleştirinin asal anlamlarının dışında anlaşıldığı ve kullanıldığı görülüyor.
Müslümanca hayat, Müslümanca yaşayanların hayatını örnek almakla pratiğe indirgenebilir. Müslümanca yaşayabilmek, bu işi olağan hale getirebilmek, en kısa yoldan, bir Allah dostunun hayatına bakarak, ona özenerek gerçekleştirilebilir.