Yaşamak benim için bir sevinç oluyorsa, bu, bana bağışlanmış hayatı, bağışlayanın rızası uğruna ve o doğrultuda sersebil edebildiğim içindir. Sevinci, bu rızaya mazhar olmanın dışında tutmak isteyen, sadece hüsranı tadar.
Edebiyatımıza 1950'lerde "yaşama sevinci" diye giren kavram, aslında, insana sevinç (sürur, meserret) vermekten çok, onu oyalayan, geçirdiği felaketi unutturup halinden memnun kılan, kısaca ve sonuç olarak insanı aldatan bir olgudur.
İnsan, geçmişin facialarını unutunca sahiden yaşama sevinci duyabilecek mi? İnsan, geçirdiği felaketi unutsa bile onu hiç olmamış gibi kabul edebilecek mi? Demek ki unutma, bu durumda sadece bir oyalama, bir kandırmaca işlevini görüyor.