Sokak Nöbetçileri... Öncelikle bu inceleme, bir kitap yorumunda çok bu seriye ait hislerimden söz ettiğim bir yazı olacak. Spoiler içeriyor, dikkatli olun.
Aslı Arslan'ın kaleminden sokak nöbetçileri ile tanışalı çok uzun süre olduğu söylenemese de bağlanması ve sevmesi o kadar kısa sürdü ki, yıllardır bu kitapla aramda bir bağ varmış gibi hissettim. Karakterlerle o kadar yakın bağlar kurdum, hepsinde kendimden o kadar çok parça buldum ki gerçekten kitaptaymış gibi hissettim. Keşke en azından kitapta olmasa bile wattpadde daha fazla mutlu sahne ve alternatif son okuyabilseydik. Keşke Nil ve Fırat Göktepe için mucizeler gerçekleşseydi. Onların masallara inandığı bir alternatif sonu gerçekten isterdim.
Öncelikle Işık Sarca, yani Nil Göktepe, kitabın başından beri kendimle en çok bağdaştırdığım ve en sevdiğim karakter olmaktan asla vazgeçmedi. Tahtını son kitapta başkasıyla paylaşmak zorunda kalsa da, gönlümün birinci hep Nil olarak kalacak. En benzer özelliğimizse ne yazık ki hayallerimiz. Nil Göktepe için kitapta bir mucize olmamış olsa bile, rüyalarımda dünyanın en güzel annesi olmakla meşgul. E tabi bende öyle :) Nil'im, güzel kızım, senin imkansızlığını ben başaracağım, şüphen olmasın.
Lâl Sarca, yani Zeynep Elçeri, bazen salaklıklar etsende kendimle en çok bağdaştırdığım 2. karakter sensin. E tabi serinin sonunda Işık'ın tahtını paylaştığı kişi de öyle. Çoğu zaman düşünce tarzımız ve bencilliğimiz bizim en büyük ortak noktamız :) Sesini duymak istediğim tek kurgusal karakter.
Bartu Sarca, yanisi yok o hep Bartu Sarca, benim masum tarafım. Çocukluğum, saf kalbim.
Mutlu Sarca, yani Fırat Göktepe, en nadir görülen taraflarımdan birisi. İçimdeki o yaşlı kadın. Ne olursa olsun eğlenmekten korkmayan tarafım.
Sadece Koza, yani Poyraz Aktan, masallara inanışım.