“..atlarla arabaya ne vereceksin?.. Şu doru atlara bak...
Bir kızım var, bayılır atın yelelerini, perçemlerini örmeye, küçük kurdeleler bağlamaya... Çok sever bu işi. Artık bitti...
Görüyor musun dişleri?.. Tertemiz. Solukları iyi. Ayakları güzel ve temiz... Kaç?.. On dolar mı? İkisi için mi?.. Ya araba!.. Aman Allahım, ne diyorsun!.. Onları vurup öldürür, köpeklere yediririm daha iyi... Peki, peki, al bakalım!.. Çabuk, çabuk bayım. Perçemleri ören, ata kurdele bağlamak için kendi kurdelesini çıkaran, başını kaldırıp yanaklarını atın yumuşak burnuna süren küçük bir kız satın alıyorsun. Yılların emeğini, güneş altındaki çalışmasını satın alıyorsun; anlatılmayacak bir keder satın alıyorsun...”
“Derdini anlatan adamın derdi bazen sözleriyle beraber ağzından çıkıp gider...
Adam öldürecek bir insan bazen yapacağını anlattı mı, artık adam öldürmekten vazgeçer.”
“Bu toprağı biz ölçtük, biz parselledik. Biz bu toprağın üstünde doğduk, bu toprağın üstünde vurulduk, bu toprağın üstünde öldük. Bu toprak bir işe yaramasa bile, yine bizim toprağımızdır. Bu toprağı bizim yapan da bunlardır; onun üstünde doğmamız, onu işlememiz, onun üstünde ölmemiz. İnsana malın sahibi olmak hakkını kazandıran bunlardır, üzerinde bir sürü rakamlar yazılı bir kâğıt değil!...”
“Yaşamayan insanlara cennet umudundan nasıl söz edilebilir? Kendi ruhları çiğnendiği, kederlere gömüldüğü bir zamanda onlara nasıl Tanrı'dan söz edilebilir? Onların yardıma ihtiyacı var. Ölüme boyun eğmeden önce, yaşamaları gerek..”
—Kutsal ruhu ve İsa'yı düşündüm. Dedim ki: Ne diye boyuna Tanrı'dan ya da İsa'dan dem vurup duruyoruz? Belki dedim, sevdiğim şey bütün erkekler ve kadınlardır, belki kutsal ruh budur. İnsanların ruhudur. Bütün insanlardır...
Joad, papazın gözlerindeki çırılçıplak namusu görmemek ister gibi gözlerini yere indirdi.
— Seni bu fikirlerinle hiçbir kiliseye almazlar..