Burçin

Giyotin!
“Kanın damla damla tükendiği, aklın düşünce düşünce söndüğü aynı çırpınmalar değil mi bunlar? Ve sonra, acı çekilmiyormuş, buna inanıyorlar mı gerçekten? Kesik bir başın, sepetin kenarından kanlı kanlı dikilip halka “Hiç de acımıyormuş!” diye bağırdığını söylesinler bari! Onlara teşekkür etmeye gelen ve “Çok iyi bir icat. Mekanizması iyi,” diyen ölüler de mi var yoksa?”
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
“..umudum vardı hâlâ. Şimdi ise, Tanrı’ya şükür, umudum kalmadı artık.”
“Kürek mahkûmluğu! Ah! Evet, bin kere ölmeyi yeğlerim! Zindana idam sehpasını; cehenneme hiçliği; boyuna takılan o demir halka yerine Guillotin’in bıçağını yeğlerim!”
“Böylesine gençken böylesi bir ölümle ölmek!”
“Ne yazık, hasta değilmişim.Ertesi gün, beni revirden çıkardılar. Hücreme geri döndüm. Hasta değilmişim! Aslında genç, sağlıklı ve güçlüyüm. Damarlarımdaki kan özgürce akıyor; bütün kaslarım isteklerimi yerine getiriyor; hem bedensel, hem de zihinsel açıdan sapasağlamım ve uzun bir yaşam sürebilirim; evet, bütün bunlar doğru, ama yine de benim bir hastalığım var hem de insanların eliyle yaratılmış ölümcül bir hastalık bu.”