Vicdanımızı cüzdanımız ve hırslarımıza kurban ederken insani değerlerimizi yüreğimizden halının altına süpürüyoruz. Toplum olarak çağın ve çevresel faktörlerin yarattığı bir dönüşümün içinde, yaşamımızı sürdürüyoruz. Dönüşen toplumda geçmişin izleriyle geleceğimizi oluşturmaya çalışırken, çelişki ve ikircikli yapıya sahip oluyoruz. Kendimizi karakterize ettiğimiz kadar iyi insanlar değiliz. Çıkarlarımız ve egolarımıza teslim olmuş, yaşamdan zevk alan değil para ve güç isteğiyle yanıp tutuşmuşuz.
Yazın çıkıp, kışın unutulan pop şarkılar misali, aç bitir şarküteri ürünleri tadında ilişkiler. Şekilciliğin, sarhoş edici etkisinde uyuşup, kısa süreli haz. Tüketime alıştırıldık, çabuk ulaşıp çabuk bıkıyoruz, sonra da bunalım yaşamaktayız.
Kimlik bunalıma girerek yaşamımızı sürdürüyoruz. Etrafınıza bir bakın, sanki bir maskeli balodayız, her birimiz farklı maskeyleyiz. Niye bu kadar korkağız, düşünmekten düşündüğümüzü, aslında yapmaktan haz aldığımız şeyleri gizliyoruz.