O, sığıntılık yaşadığım- ama, sanki güçlerimi yükseltebilecek (ama, yaşanır kılmaya yetmediğim) evde, beni eleştiren ‘öteki’de söylemişti bunu (: doğru olduğunu ürpererek kavradığım sahteliklerimi sıralamıştı bana, bir bir…).)
Birincisinde, bir yere gidiyorum; ikincisinde bir yerden geliyorum.
Birincisi, dolu yaşam gibi; ikincisi, boş ölüm gibi…)
- ikisinde de aynı şeyi istiyor: gitmeyi - yaşamda ölümü; ölümde de, gene, ölümü, istiyor, demek…
Giderken, gene, gitmeyi istiyor.
Ama hep, bilinmeyen birşey değil midir, ‘yazgı’- yazıldığı en başından belli olsa da, yazılanın ne olduğu belli olmayan- okunamayan; okunabildiğinde de artık, zaten, ‘gerçekleşmiş’ ve ‘geçmiş’ olan?…