Efendiler, bütün ordusu, üstün düşman karşısında yenilip de kendiliğinden geri çekilirken, kılıcını çekip tek başına atını, düşman başkomutanının çadırına doğru sürerek ölüm arayan Türk komutanları görülmüştür.
Komutanların, emirleri altına verilen millet evladını, memleket araçlarını, düşmana ve ölüme doğru sürerken, düşündükleri tek nokta, milletin kendilerinden beklediği vatan görevini ateşle, süngüyle ve ölümle yerine getirerek sonuç almaktır.
Askeri görev ancak bu anlayış ve inançla yerine getirilebilir.
Lafla, politika ile, düşmanın aldatıcı vaadlerine kulak vermekle askerlik görevi yapılamaz.
Omuzlarında ve özellikle kafalarında askerlik sorumluluğunu yüklenecek kadar kuvvet bulunmayanların feci sonuçlarla karşılaşmaları kaçınılmazdır.
Tarihte bütün bir vatanı, çok üstün düşman kuvvetleri karşısında, son bir avuç toprağına kadar, karış karış, kahramanca ve namusluca savunmuş ve yine varlığını koruyabilmiş ordular görülmüştür.
Türk ordusu o cevherde bir ordudur.
Yeter ki, ona komuta edenler, komuta edebilme vasıflarına sahip olabilsinler.
(İtilaf devletlerine, özellikle de İngilizlere karşı da savaşa karar verecek miyiz!!??)
..gayemiz milli sınırlarımız içinde toprak bütünlüğümüzü ve milletin bağımsızlığını tam olarak sağlamaktır. Buna engel olmak üzere karşımıza çıkacak kuvvet, kim ve ne olursa olsun, mutlaka çarpışır ve başarı kazanırız. Bu konuda karar ve inancımız kesindir.