Şaşırmış gibiydin. Sana daha uzun ve gözlerimi ayırmadan baktım. Beni tanı! Bakışlarım çığlık attı, sonunda, en sonunda artık tanı beni ne olur! Ama gözlerin dostça, masum bir gülümsemeye döndü. Beni bir kez daha öptün. Ama beni tanımadın!
Birbirimize bağımlı olduğumuz müşterek başarısızlıkla birleşmiş durumdayız, şu farkla ki ben bütünü kendi dışında temsil ederek, yalnız seyircime nazaran akla aykırı varlık oluyorum, ancak eğer bizzat o bu varoluşun nedenini bütünün dışında temsil ederse yine ona nazaran akla aykırı olamıyorum. Ne var ki, bu gecede, bütünü taşıyarak, bütünü sonsuzca aşan şeye doğru ilerliyorum. Sıkı sıkı kucakladığım bütünlüğün ötesine geçiyorum. Olabileceğim yerden başka yerde ve biraz da adımlarımın dışına çıkıp yılmadan yürüyerek evrenin sınırlarına gidiyorum. Bu hafif sapıtma, olamayacak şeye doğru bu sapma, beni kişisel bir cinnete götüren kendi hareketim değil sadece, kendimle birlikte sürüklediğim aklın da hareketi aynı zamanda.
'Sonra zamanla yaşayanlar yok olanları tamamıyla kendi içlerinde sindirirler. Kendini düşünerek ölüleri düşünmek, yatışmanın formülü olup çıkar. Muzaffer bir tavırla varoluşa geri döndükleri görülür. Mezarlıklar boşalır. Mezar mevcudiyetsizliği yeniden görünmez olur. Tuhaf çelişkiler ortadan kalkar. Herkes uyumlu bir dünyada yaşamaya devam eder, sonuna kadar ölümsüz olarak.'