Maurice Blanchot

Maurice Blanchot

Yazar
7.9/10
59 Kişi
·
173
Okunma
·
36
Beğeni
·
3.192
Gösterim
Adı:
Maurice Blanchot
Unvan:
Fransız edebiyat kuramcısı ve yazar
Doğum:
Devrouze, Fransa, 22 Eylül 1907
Ölüm:
Le Mesnil-Saint-Denis, Fransa, 20 Şubat 2003
1907'de Fransa'da, Saône-et-Loire'da doğdu. Roman, anlatı ve deneme yazarı. Ancak bu türler arasındaki ayrımları ve sınırları ortadan kaldıran bir tarzda yazdı. Georges Bataille'ın kurduğu Critique dergisinde Marcel Arland, Raymond Aron, Fernand Braudel, René Char, Michel Deguy, Michel Foucault gibi yazarlarla çalıştı. Daha çok edebiyat ile dil arasındaki ilişkiyi ele alan denemeleriyle tanınmıştır. Melville, Kafka, Bataille, Sade, Artaud, Proust, Musil ve Nietzsche gibi yazarlar ve Mallarmé, Char, Lautréamont, Rilke ve Hölderlin gibi şairler üzerine incelemeleri vardır. Blanchot'ya göre dil, dış dünyayı, gerçekliği yansıtmanın bir aracı değildir; aksine dil, edebiyatın nesnesi olarak, gerçekliği yıkar. Edebiyatın konusu da gerçekliğin yokluğudur. Dolayısıyla yazma eylemi, kelimelerin içlerinde barındırdıkları ölüm vasıtasıyla yokluk ve hiçliğe varır. Eleştiri ancak eserin özünde var olan sessizliği dile getirebilir. Hayatını bütünüyle edebiyata ve kendine özgü o suskunluğa adamış olan Maurice Blanchot, Bataille, Barthes ve Derrida gibi dilin özünü, yapısını ve sınırlarını tartışarak, yazma eylemini ve edebiyatın sorduğu "soru"yu sorgular.
*Şehrin baskısı: her yönden. Evler, içlerinde yaşamak için değil de sokaklar olsun diye, sokaklar da şehrin hiç bitmeyen hareketliliği olsun diye var.
Maurice Blanchot
Sayfa 34 - MonoKL Yay.
"İyice uzaklaştık:' -"Birlikte:' -"Fakat birbirimizden de:' "Ve kendimizden de:' -"Uzaklaşma hiç ödün vermez." -"Uzaklaşma uzaklaşarak uzaklaşır:' -"Ve böylelikle bizi yakınlaştırır:' -"Fakat bizim uzağımızda."
“Aynı otel odasını paylaşan kadın ve erkek karakter ve bir “dış ses” ile kurgulanan “Bekleyiş Unutuş” kitabını anlatmak ve açıklamak gibi bir iddiamız yok elbette.” Ne yalan söyleyeyim kitabın altında biraz ezildim. Onun için benim de öyle bir iddiam yok. Sadece aklımda parçalı şekilde kalan şeyleri yazabilirim gibi hissediyorum. Bekleyiş ve unutuş üzerine parça parça yazılardan oluşmuş döngüsel kitap. Dar ve uzun bir otel odasında sürekli bir bekleyişi(“Kadın beklemiyordu adam beklemiyordu yine de aralarında bir bekleyiş mevcuttu”), unutuşu(-'Beni unutacak misiniz?"....-evet sizi unutacağım. -"beni unuttuğunuzdan nasıl emin olacaksınız?" “-baska bir kadını hatirladigimda unutacağım."), duymayı(Seni duymamı istiyorsan konuşmayı bırak) arzulayan bir kadın ve erkek. Kitap boyunca bir bekleyiş ve unutuş. Sürekli bekleyiş ve unutuş. Adam kim? Kadın kim? İkinci bir kadın daha mı var? Bekleyiş; gece bekleyişi, gündüz bekleyişi. Unutmanın unutulmayan mevcudiyeti. Olmayan zaman bekleyişi yedi. Zaman bekleyişi keşfettirdi.

Aşağıdaki alıntılar kitap boyunca sürekli karşılaşacağınız parçalardan sadece 2 tanesi:

1-“Unuttukları olay: unutuş olayı. Ve böylelikle, unutulduğu ölçüde mevcut. Unutuşu vererek ve kendini unutulmuş olarak ama unutulmadan vererek. Unutuşun mevcudiyeti ve unutuşa mevcudiyet. Unutulan olayda bitimsiz unutma gücü. Unutma olanağı olmadan unutuş. Unutuş olmadan unutulan-unutma.”

2-“Bekleyiş, bekleyişi, en için ve en dışın kesiştiği dairelerde kendi üstüne dolanmış, sıkışmış, yansız bir edim haline getiren şeye dikkat kesilmek, bekleyiş halindeki ve ta beklenmedik olana kadar ne kadar geri döndürülebilecek olan dağınık bir dikkat. Bekleyiş, herhangi bir bekleyişi reddeden bekleyiş, adımların kıvrımlarını açarak gözler önüne serdiği sakin uzam”

“Sadece biraz dikkat talep hikaye. Fakat aynı zamanda dikkati sunan bekleyişi de talep ediyor.” Syf. 37

Kitabı okurken biraz değil çok dikkatli olsanız da bazı şeyleri anlamlandırmada sorun yaşıyorsunuz. Maurice Blanchot “yazı düşünürü” diye niteleniyor. Bunun için yazarı önceden bilmek en iyisi diye düşünüyorum. Çevirinin de yazarın zorluğuna bakınca iyi sayılır. Kitap hakkında inceleme yoktu, bu da sayılmaz ama karşınıza ne çıkacağı hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. Umarım ilerde güncelleme fırsatı bulabilirim.

“Beklemenin imkansızlığı temelde bekleyişe aittir.”

“Unutuş her sözde sükûn bulsun.”
Blanchot
Şu dünyadaki en komik şeylerden birisi,Blanchot'un herhangi bir kitabına inceleme yazmaktır heralde,tam olarak ne okuduğunun bilincinde olmayan okur neyin incelemesini yapacak, ki Blanchot incelenebilir bir kitap yazmış olabilir mi? Blanchot okunması zor bir yazar değil cümleler akar ama hiçbir şey anlamayız, okumadan duramayız ama anlaşılmazlık peşimizi bırakmaz,yazı silinir gider bir önceki cümle akıldan uçmuştur,bağlantı kurmak isterken dünya ile bağlar kopar,iç dünyaya yuvarlanmaya başlarız tam bir şey anlayacak gibi olurken tepetaklak oluruz.Okunaksız değil ama kesinlikle güç.Bölük pörçük düşüncelerini yakaladım ama bir bütün oluşturmayı başaramadım,kendisi böyle istemiştir diye kendimi avutuyorum.Kendini imha eden bir tarzı var sanki ,iki dk.önce yazdıkları silinip gidiyor,cümle,paragraf,kitap bitincede garip bir his kalıyor geriye sadece.Komik olmamak adına ben bu kitabı değil kitap bittikten sonra oluşan bu hissi inceleyeceğim.

İnsanın sırtı kaşınır,eliyle uzanamayacağı yerdedir ,birinden yardım istenir şu sırtımı bir kaşısana,aşağı,biraz sağa,sol,yukarı...neredeyse sırttaki her yer kaşınır ama tam o kaşınan yer bir türlü tutturulamaz.Bu kitabı okumakta bunun gibi,tam şu bekleyişi(tüm bildiğimiz bekleyişlerden farklı,Blanchot'un bekleyişi)kavramak üzreyken unutuşun devreye girmesi.
His demiştim,bir his nasıl açıklanır onuda bilmiyorumya ,dedik bir kere.
Bir kitap biter çok fazla bir şey anlamamışızdır ama derinlerden çok güzel,esaslı,dehşetli bir şey okumuşuz gibi oluruzya...yine olmadı yine anlatamadım.Hem Blanchot demiyor muydu; anlatmadığım şeyler yüzünden beni terkedemiyorsun diye.Diyor muydu? Galiba demişti tam bir Blanchot sözüne benziyor.
Beklemeyi beklemek,unutmayı unutmak.beklemeyi unutmak,unutmayı beklemek.Blanchot sözcükleri bizim bildiğimiz anlamıyla kullanmıyor.Onun bekleyiş dediği şey bizim anladığımız şey değil.Bekleyiş derken yıllar sonra neyi beklediğini unutacak duruma gelmekten sözediyor olabilir.Büyük ihtimalle olmayabilirde.Unutmak derken,kendi değerini saklayan,körelen,parlaklığını kaybeden,bir fikri savunmaktan uzak,fikri yineleyen,yinelenen fikri kendisiyle bağdaştıramayan,kendisini ve bizzat kendisini yine kendisi tarafından unutulmaya mahkum etmiş birini,başka bir insan tarafından kendisine hatırlatmak çabasından bahsediyor olabilir.Blanchot'un unutuşu bir hatırlamadır sanki.Evet sanki,bundan emin olmak imkansız,yazdıklarından bu mana çıkmıyor ama sırf bu yüzden de bu mana çıkıyor.
Hislerden bahsedecektim..unuttum gitti.Benimkisi sıradan bir unutma,Blanchot belkide bu sıradan unutmaya ulaşmak istiyor ama bunu bir türlü başaramıyor,sıradan olamama hastalığına tutulmuş,tabi böyle bir hastalık yok,olmayan şeylere bağlanmış bir hayat ve...
Gerisi yok.Bu kadar.His filan yok.Ruh halleri var.Ruhun halleri.İnsan kendisinden başkasını tanıyabilir mi belki ama sınırlı düzeyde,insanı eğer değiştirebiliyorsak tanıyabiliriz,sadece değiştirebildiğimiz kısımlarını.Blanchot'un derdi kendini tanıyabilmek mi,kedini gizleyerek,kendini herkesten gizleyerek?

Dikkat kesilmek beklemenin görüntüsüdür ama beklemenin özü değildir,dikkat kesilen birini gördüğümüzde neyi beklediğini merak ederiz.Dikkatle beklemenin bir ilişkisi var ve düşünmekle,düşünen kişi dikkat kesilirse hareketleri yavaşlar,bekleyiş ağır hareket eden bir yırtıcıdır,avına sinsice yaklaşan bir kaplanı düşünün.Bekleyişin avı insan mıdır,yoksa avın kendisi midir?Beklemenin özü nedir peki? Devam etmek mi? Daha hızlı ve yavaş daha yavaş,her hangibir şeye devam etmek acele etmeden ve dikkatle ve seri,dikkatli ve temkinli ve yavaş bir serilikle.Devam etmek ancak bekleyişle sağlanabilr yeteri kadar beklenmişse beklenen şey en beklenmedik anda yuvarlanmaya başlar,yazı masasının altında ayaklarına çarpar insanın.Bekleyişin sesi bu çarpmadır.Ansızın,hep beklenmiş olanın,tetikte beklenmiş olanın şaşırtıcı tıkırtısı.
Unutulacak hiçbir şey kalmayana kadar unutmak,geriye sadece unutuş anı kalıncaya kadar,insan neyi unuttuğunu hatırlamayı deneyebilir o yüzden hatırlamayıda unutmak gerekecek. Yine aynı yolla beklenecek tek bir şey kalmayana kadar unutmak.Unutuş ve bekleyiş arasında kalan ana kadar her şeyi...
Unutuş hafızada filizlenir sözde hapsolur,bu hapis daimi bir istiharat yeri gibidir,ancak mahkum edilmişse nefes alabilir ve amacına ulaşabilir unutuşu söze hapsetmek,eğer unutmak mümkünse ancak bu yolla elde edilebilir.
Söylenecek her şeyi söyleterek bir yaşamı sonlandırmak.Sonlanan hayatı sözlerle hatırlayarak bir zamanlar yaşamış olanı unutmak,hatırlamak bir yanıyla unutmaktı,varolanı öldürüp yokolanı yaşatmak.
Unutulacak ne varsa hepsini unutmak ve başa dönmek,tüm yaşam unutuştan ibaret, hatırlamaksa bir zamanlar yaşadığını unuttuğunu hatırlamak...
Komik olacağını söylemiştim,çabalamaya gerek yok ne desem saçma olacak en iyisi burada kesmek.
"Karanlık Thomas" romanı adı itibariyle aydınlatılmaktan kaçma hakkını talep etmektedir. Ben, güneşin altında, güneşin aydınlatmadığı o kişi olarak ilerleyeceğim.
Thomas, okyanusun kıyısından ayrılır ve yüzmeye başlar, yüzerek uzaklaşır. Aslında, bu basit ve sıradan gözüken, ama kavranılmasının oldukça gerisinde olduğumu hissettiğim bu cümle beni gözyaşlarına boğdu, deniz mevcut mu namevcut mu asla bilemedim, ama beni ağlatan bu değildi, beni üzen, suyun olmadığını bilen Thomas'ın yüzmek için harcadığı çabaydı, onda yarattığı yılgınlıktı, ama görüyordu, deniz köpürüyordu, tuzu ağzındaydı... 'Çıkış yolu neydi? Kolu olan dalga tarafından sürüklenmemek için mücadele etmek mi? Sulara gömülmek mi? Kendi içinde acı acı boğulmak mı?' Kendi içinde bile değildin sen.
Vardığı kıyıda, bütün gücüyle bütünleşmeyi istediği harika arkadaşı buldu, bulduğunu sanmıştı? 'Çoktan ölmüş ya da henüz doğmamış bir adamla hiçbir ortak yanı olmayan ve gerçekten ben olan o kişinin tuhaf şeklini hayal meyal gördüm...'
Peki, Thomas'ı izleyen kimdi? Dışarıda olan kimdi? Thomas'ın mevcudiyetsizliği mi? 'Saçma seyirci'nin bakışı mı? Oysa diyordu ki; bir vücudum olsaydı, ellerimi gırtlağıma götürürdüm. 'Eğer olmasaydı, olacağı şeyin görüntüsüyüm ben onun. Olması mümkün olmadığından, ben, saçmalığımla, onun egemen aklıyım. Onu olmaya mecbur ediyorum. Ey gece, ben onun ta kendisiyim. Beni yaratılışının tuzağına düşürdü işte. Şimdi o beni var olmaya zorluyor. Ben onun ebedi tutsağıyım. Beni sırf kendisi için yaratıyor. Beni, hiçlik olan beni, hiçliğe benzer kılıyor. Beni, alçakça, sevince teslim ediyor.'
Burada, karanlığı aydınlatmaya çalışmıyorum, ışık beni rahatsız ediyor, aksine, onun tadını çıkarıyorum, karanlığın tadını çıkarıyorum. Görüntüler sadece gözden kaybolmak için ortaya çıkmışlardı. Artık silindiler işte.
Bazı yaşamların altında ezildiğimi hissederim.. Bilmiyorum, bütün bir yükü bize mi bıraktı Blanchot, anlamlandırma yükünü, ya da aslında, bütün bu yük bizim anlam arayışımız mı?
Bir otel odası, kadın ve adam, kadın ve mevcudiyeti, dışarıda bir ses. Bir otel odasında, kadın ve adam, içinde yok oldukları bir mevcudiyet. Kadın ve adam, kaç kişiydiler, bilmiyorum, 'boşluğun sayılamaz nüfusu', bir otel odasında, var ama yok, 'mevcudiyet sıkışık, yer engin'.
Aslında hep içeriden geldiğini düşünürdüm sesin, hangi sesin, bilmiyorum, ama bu sefer dışardaydık, belki de hep ordaydık, orası neresi, bilmiyorum. Dışarda, mevcudiyetimizin dışında. Belki de bütün bu bekleyiş bedene dönebilmekti. Ya da öyle değil, bilmiyorum, asla bilemeyeceğim, ne bekliyoruz, neyi bekliyoruz, bekleyişte beklenen ne bilemeyeceğim. Bekleyişle unutuş arasındaki boşluk muyduk yoksa o boşluğun tanığı mı asla bilemeyeceğim. Tüm bu toplamın anlamını asla bilemeyeceğim, 'adam ne bildiğini hiçbir zaman bilemeyecek, işte yalnızlık buydu'.
Eser esas konu olarak yazarın çok sevdiği ama ne olursa olsun unutamadığı bir kadına olan aşkının sır perdesini aralıyor.

Yazar daha önce yazdığı kitapların hepsinin açıkçası biraz olsun onu yazmak ve içindeki duyguları biraz olsun rahatlatmak için yazdığını da henüz kitabın başlarında açıkça itiraf ediyor.

Kitapta sözü edilen kadın yazarın iç dünyasını gerçekten derinden sarmış olmalı. Çünkü eseri okuyunca insan yazarın kadına karşı beslediği aşkın her şeyin üstünde olduğu ve nerde, kimle olursa olsun onu hatırladığını dile getirmiş.

Yazar daha önceki kitaplarında neler yazdı bilmiyorum ama büyük ihtimalle bu kadının etkisi büyük ölçüde vardır. Çünkü hem kendisi itiraf ediyor hem de yazdıklarına bakılınca ona karşı beslediği duyguların yoğunluğunu görebiliyorsunuz.

Yazar sanırım içindeki hisleri tam anlamıyla bu esere aktardığı için artık tamamen rahatlamıştır. Çünkü bahsettiği kadın, onun yaşam sırrı olup tek sevdası olmuş.

Açıkçası yazarın kalem kalitesini sevdim. Ve en kısa zamanda diğer kitaplarına da dönüş yapıp okumak yapmak istiyorum.
Keyifli okumalar dilerim...
Bekleyiş Unutuş hakkında konuşmadan önce, Blanchot kim onu tanitmama izin verin. Eğer metafiziksel bir post modernist dille konuşacak olursam onun hakkında sarfedecegim tek cümle: Blanchot'un dışarının düşüncesi olması. Dışarıdadır, içerden konuşur. Ölüm ile konuşur, yaşam tek başına yeterli değildir onun için. O ölümün yoldaşıdır. Ölüm ve yaşam aynı suandalikta hissedilebilir. Onun hakkında söyleyeceğim her şey, hiç bir kesinliğe ve kanıta dayanmayacaktır.

Bekleyiş Unutuş kitabı, Blanchot'un, aralık kalmis, tanimlanmamis olanı ifade eder. Aralarında bekleyişin mevcut olması, bekleyişin suandaliginin duyumsanir gostergesidir. Bekleyiş Ve Unutus arasındaki o an nedir? Diye sorar. Benim Blanchot'u eleştirdiğim nokta da bu oldu. Nihayet kuyruğundan yakaladım diye düşündüğüm. Bekleyiş Ve Unutus arasında olan, kaybolustur. Ben'lik ikisi arasında yok olur, tüketir kendini. Ve nihai erege ulaşır gibi kaybolusa itilir. Veya erek olumsuzlandiginda yine bir ereksiz kayboluş mevcuttur.

"Boşluğun sayılamaz nüfusu, öyle bir şey yap ki seninle konuşayım. " Boşluğun sayılamaz nüfusu, modern gaz odaları olan hatta faşizmin mimarlığını yaptığı koca koca yapılar aklıma gelir. Blanchot bunu post modern bir suskunluk tarzı olarak ele aliyor anladığım kadarıyla.

Bu kitap hakkında her şeyi konuşmak isterdim ve hiç bir şey hakkinda konuşmak isterdim.
"kadın beklemiyordu adam beklemiyordu yine de aralarında bir bekleyiş mevcuttu".
-'Beni unutacak misiniz?"
....
-evet sizi unutacağım.
-"beni unuttuğunuzdan nasıl emin olacaksınız?"
-baska bir kadını hatirladigimda unutacağım."
....
"Adam kadını hic.hayal etmemisti.kadin adamı hic hayal etmemisti.her ikisi de Sadece birbiri icin birbirini yaratilmis olmalarini isteyecek biri tarafından hayal edilmişlerdi".
Kitap yazarın kendi kendine yaratığı iki karakterin birbiri içinde konuşmalarını içeriyor ki çeviri o kadar anlamsızdı ki okumak işkenceye dönüyordu . Çevirisi nedeniyle çoğu cümle havada ve anlamsız kalıyor.okurken bu yüzden zorlanabilirsiniz.ama yine de bittikten sonra iyi ki okumusum hissi geliyor insana.
Sessizliğin ustası diye anılıyormuş kitabın yazarı Blanchot. Bekleyiş ve Unutuş kitabını okuyunca anladım ne demek istediklerini. Zamanın ve mekanın ötesinde bir sessizlik. Kadın kimdi, adam kim? Dış ses mi yoksa iç ses mi bu sessizliğin sesi? Okuma deneyimime yeni bir bakış açısı kazandırdı Blanchot.
Son soru: Bekleyiş mi yoksa Unutuş mu bizi hakikate taşıyan?
Kafamda deli sorular. Ben şimdi ne okudum? Yazar ne anlatmak istemiş. Kitap hepi topu 40 sayfa ve sayfaların yarısı da Fransızca. Yanında orjinal metnini vermişler gene de incecik kitap. Ne okuduğumu anlayana kadar bitti.
Açıkçası bir konunda yok. Birkaç yerde hoş cümlelerle karşılaşıyoruz hepsi oku. Bazı sayfaları 2 kere okudum acaba kaçırdığım yer var mı diye ama öyle bir şey de söz konusu değil. Yani ne diyeceğimi bilmiyorum. Bence boşa vakit kaybı, bence..
Fena değil diyebileceğim roman. İsmi bilinmeyen esas kahramanımız, bir otelde J. kod adlı bir kadınla tanışır. Kadının ciddi bir hastalığı vardır ve onunla ilgilenir. Ancak belli bir süre sonra kadın ölür. Bu arada da Nathalie adında bir başka kadınla tanışır ve aralarında garip bir ilişki başlar. Anlatımı biraz yorucu da olsa fena değil diyebileceğim bir roman.

Yazarın biyografisi

Adı:
Maurice Blanchot
Unvan:
Fransız edebiyat kuramcısı ve yazar
Doğum:
Devrouze, Fransa, 22 Eylül 1907
Ölüm:
Le Mesnil-Saint-Denis, Fransa, 20 Şubat 2003
1907'de Fransa'da, Saône-et-Loire'da doğdu. Roman, anlatı ve deneme yazarı. Ancak bu türler arasındaki ayrımları ve sınırları ortadan kaldıran bir tarzda yazdı. Georges Bataille'ın kurduğu Critique dergisinde Marcel Arland, Raymond Aron, Fernand Braudel, René Char, Michel Deguy, Michel Foucault gibi yazarlarla çalıştı. Daha çok edebiyat ile dil arasındaki ilişkiyi ele alan denemeleriyle tanınmıştır. Melville, Kafka, Bataille, Sade, Artaud, Proust, Musil ve Nietzsche gibi yazarlar ve Mallarmé, Char, Lautréamont, Rilke ve Hölderlin gibi şairler üzerine incelemeleri vardır. Blanchot'ya göre dil, dış dünyayı, gerçekliği yansıtmanın bir aracı değildir; aksine dil, edebiyatın nesnesi olarak, gerçekliği yıkar. Edebiyatın konusu da gerçekliğin yokluğudur. Dolayısıyla yazma eylemi, kelimelerin içlerinde barındırdıkları ölüm vasıtasıyla yokluk ve hiçliğe varır. Eleştiri ancak eserin özünde var olan sessizliği dile getirebilir. Hayatını bütünüyle edebiyata ve kendine özgü o suskunluğa adamış olan Maurice Blanchot, Bataille, Barthes ve Derrida gibi dilin özünü, yapısını ve sınırlarını tartışarak, yazma eylemini ve edebiyatın sorduğu "soru"yu sorgular.

Yazar istatistikleri

  • 36 okur beğendi.
  • 173 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 246 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.