Tahmini Okuma Süresi:
3 sa. 38 dk.
Sayfa Sayısı:
128
Basım Tarihi:
2008
İlk Yayın Tarihi:
Şubat 1957
Yayınevi:
Kabalcı Yayınevi
Orijinal Adı:
Fransızca: Le dernier homme
ISBN:
9789759971229
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·128 syf.·
2026 30. kitabı
Düşünce, belli belirsiz düşünce, sakin düşünce, acı. (s.126) Maurice Blanchot ‘un eserini Milton’un Yitirilen Cennet ‘ten sonraya saklamıştım. Milton’un insanın yaradılıştan sonra yaşadığı düşüş yaşanıyor, dünya yolculuğu başlıyor. Blanchot’ta ise düşüşün ardında kalan şey insanın dünyayla olan bağının sessizce çözülmesi oluyor, yoğun ve soyut bir edebi düşünce diliyle olaylar değil, olayların yankısı kalıyor, bazı bölümlerinde söz bile geri geri gidiyor. Milton’un ontolojik kavgasından sonra bu metni okumak benim için sanki savaş alanı boşaldıktan sonra geriye kalan o yıkımın ardında bıraktığı sessizliğine girmek gibi bir şey oldu. Blanchot’un Son İnsan ‘ı anlamın kendisi, karanlığa karışıp askıda duruyor, neden sorusu göğe doğru yükseliyor, bazen aynı soru yere çöküyor, cevap aranmıyor, cevap gelmeyişiyle hissediliyor. Bu yüzden romanın içeriğinde bir olay örgüsünden çok bir varoluş halini anlatıyor. Dünyadan yavaş yavaş çekilen bir adamın çevresinde dolaşırken, okuru da bu çekilmenin tanığı haline getiriyor. Diyalogların azaldığı, ilişkilerin yozlaştığı, kelimelerin anlamını yitirdiği bir atmosferde insanın dünyada kalma biçimi sorgulatıyor. Felsefi anlatının ağırlığıyla bu yolculuk anlamın yokluğundan çok askıda kalışını hissettiriyor. Bu kitabın tek bir okumayla anlaşılması kolay değil, Blanchotmanayı doğrudan sunmak yerine geri çekiyor okurken sessizlikle boşlukla baş başa bırakıyor. Olaylardan çok mekanın ve varoluş halini hissini öne çıkarıyor. Felsefi okuma seven biri için bile felsefeye alıştırma kitabı gibi okunacak bir metin değil. Düşünce, belli belirsiz düşünce, sakin düşünce, acı. ve çok ağır gelebilir, ama Varoluşçuluk hiçlik, sessizlik gibi temaların yoğunluğunun hissini yaşamak isteyenler için besleyici bir metin olacaktır. Herkese keyifli okumalar.
Düşünce
Son İnsanMaurice Blanchot · Kabalcı Yayınevi · 2008417 okunma
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2019 11. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2019 12:28
Freud'un insanlığa kazandırdığı şey: fark edilmediğinden dolayı kategorileştirilemeyeni, algılanamaz ve sarsıcı olanı insanın kendi öz hakikatinin bir parçası olarak onun kendisine sunmasıdır. Öz-düşünümsel (Alm. selbst-refleksive) tasavvur için şart olan öz, öznenin kendi yansıması olan kategorilerden, herkesin yansıması olan "ben" fikrine, oradan da bizi "kendimizden daha hafif" kılan yabancıya götürüyor. Yabancı, Hegelci Tin'in tınısı üzerinde salınıyor. "Yakın olan, yabancı olandan daha çok korkuturdu beni"...diyor Blanchot. Bu yakın olanın nasıl "o basit, açık mevcudiyetiyle, ama biz yokmuşuz gibi, bizim dünyamız yokmuş gibi, belki de hiçbir dünya yokmuş gibi" yanımızda olabildiği sorusu, belki de yazarı 'yoldan çıkartan'. Refleksiyon insanın her şeyden önce kendi deneyimine, ki bu düşünsel veya bedensel olabilir, ait bir sorgulamayken, Tin adeta, bu sorgulamayı mümkün kılan eski-ilkel bir hayalet gibi ortaya çıkıyor. Başkasını, ve 'ben' bir başkası olduğuna göre kendini, Birey olarak tanımlayan insan hariç, gidilebilecek son insana gidip ondan kendisini tanımlamasını istiyor yazar. Joyce'un rüyalar alemi, dünyanın kendiliği üzerinden ötekileştirilip, 'herkesin içinde olan'a kolektif olana (F. Jameson bunun Tin olduğunu söyler Hegel Varyasyonları'nda) aktarılıyor. Kısaca özne hakikate ulaşmak için kendinden vazgeçen bir varlık olarak çıkmaz karşımıza. Sartre'ın kendinde olanı taşa, fiziksel olana benzetmesi noktasında örtüşür son özne (das Ich). Soru biçimine bürünen şey artık sorunun kendisi değildir bu yüzden: "Cevap vermek, her ikimizin de çok uzun süre önce terk etmiş olmamız gereken bir bölgeye ait. Her cevap zaten dağılıp kaybolmamışsa, sana nasıl soru sorabilirdim?"
Edebiyat
Son İnsanMaurice Blanchot · Kabalcı Yayınevi · 2008417 okunma
9/10
·128 syf.··
2019 114. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 17 Kasım 2019 00:06
Bazı eserler vardır hacmi göz korkutur ve “bu kitap biter mi acaba?” sorusunu sordurtur kendimize. Fakat başladığımız anda içine alır, akar gider ve nasıl bittiğini anlayamayız bile. Açıkçası bu kitabı hacmi dolayısıyla (128 sayfa) çok çabuk bitiririm, bir kaç saatimi alır diye düşünürken daha ilk sayfalarda ne oluyor yahu dedim :) Resmen evdekilerle köşe kapmaca oynadık. Çok yoğun bir kitap ve kesinlikle sükunet içerisinde okunması şart. Yazarın daha önce hiç kitabını okumamıştım ve bunun bir hata olduğunu düşünüyorum. Kitabı okumayı düşünenlere de küçük bir ikazda bulunmak istiyorum. Blanchot’nun ‘Yüceler Yücesi’ adlı eserinde “tarihin sonu” nu tartıştığını ve bu eserinde de aynı meseleyi ele almayı sürdürdüğünü kitabın sonuna gelince öğrendim, okuyacak arkadaşlar bunu dikkate alırsa daha sağlıklı bir okuma olacağını düşünüyorum. Kitap az önce de söylediğim gibi yoğun ve düşüncelere dalmanıza sebebiyet veren türden. Özellikle felsefeye ilgisi olanlara öneririm. “Blanchot’nun kurgusal eserlerinin dolayımsız açıklığı, okuru, metnin anlamının, metnin içinde ulaşılabilir olarak bulunduğu beklentisine yönlendirir,” diyor arka kapakta. Sık sık şu uyarıyı duyardım: “Olduğun bu yerde, doğru olduğuna inandığın bir davranışın çok daha saf kaygısıyla, belki de haksız yere, doğru bir olumlamayla tüm ilişkini kaybetmiş bir halde, daha fazla doğrulukla davranmalısın. Belki bakamadığın şeyi sahtekârlık olarak adlandırdığın bir orta yerdesin sadece. Belki hâlâ yüzeydesin ve çok daha aşağılara inmen gerekir, ama bu ... gerektirir, ... ister” —“Hayır, ... gerekli kılmayın benim için ..., benden istemeyin...” (s.53) Ve metnin anlamına ulaşmak ve bize ipucu bırakılan yerleri tamamlamak da biz okurlara düşüyor. Keyifli okumalar...
Felsefe
Son İnsanMaurice Blanchot · Kabalcı Yayınevi · 2008417 okunma
8/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2021 2. kitabı
·
101 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2021 04:52
İnsanın kaygılari,beklentiler,umut,sevgi,arkadaşlık,geçmiş, gelecek,psikoji,sosyolojik birtakım insanın içinde olduğu dönemı felsefi bir metod ile anlatmayı tercih etmiş yazar .
Son İnsanMaurice Blanchot · Kabalcı Yayınevi · 2008417 okunma
"Ölüm olmasaydı herşey hiçliğe yuvarlanırdı."*
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2023 62. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 06 Temmuz 2023 10:03
Bu akşam izlediğimiz filmde; Tom Hanks şöyle diyordu; Ölümüme karar veremeyeceğimi anladığımda, şöyle dedim kendime "yaşamak zorundasın." Eser beni inanılmaz zorladı; her cümlesi dev dalgalar gibiydi ve adeta son yılların hızlı, yoğun bir gösterimiydi... Blanchot' yla Bekleyiş Unutuş eseriyle tanıştım; Edebi türlerin hiç birine benzemeyen, bir türe benzediği an hemen toparlanıp, belirsizliğini koruyan ama cümlelerin zihinle adeta uyumlu bir ritim tutturduğu... Düşüncenizi uyuklamaktan alıkoyan, bitince, adamı ya da kadını asla kesinleştiremediğiniz ama unutuş nedir, bekleyiş nedir bu sorulara adamakıllı yanıtlar bulduğunuz, kendi felsefenizi oluşturmadan yakanızı bırakmayan bir eserdi... Blanchot ; “Bütün bunlar edebiyattan başka bir şey değil” diyor, bu tebessüm ettiren cümlede güçlü bir eleştiri ama şiddetli bir sevgi var... :) Kendi dilini konuşabilen yazarlar, bunun nasıl karşılanacağı kaygısını taşımayanlardır... Yoğunlaştıkları şey nasıl söylendiği değil, kendilerine nasıl bir katkısı olduğudur... 'Söylediğim şey beni düşündürdü.' der, kendinin bilincine varabilmesi için kendi eserine ihtiyaç duyar... Blanchot'nun metinleri her okur için farklı cümlelerden oluşur. Bu her insanın çıkardığı anlam farklıdır demek değildir... Belirsizliğin giderek netleştiği, paradoksal bir yorum, her okur için farklı bir metin oluşturur... Bu eşikten sonra, her okurun elinde tuttuğu eser farklıdır... Blanchot düşünceyi ifade etmez, onu yaşar... Böylelikle metinde geçen her özne kavranabilir birer ayrı kişilik değil, okurun ruhunda yer tutan ayrı bir kişisel özelliktir... Blanchot boşluğun diline inanır. Bunu nihilizmle ilintilendirmez... Aksine ona göre, bir anlamı dile getirmenin tek yolu onu susmaktır, varolanı sükûnetle karşılamak... Bir
Felsefe-Edebiyat
Son İnsanMaurice Blanchot · Kabalcı Yayınevi · 2008417 okunma
8/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2020 16. kitabı
Satır satır pragraf pragraf okumalısınız, öyle pata küte okuyup geçerseniz yüzünüzde ve beyninizde ne okudum ben yaa soruları ile karşı karşıya kalırsınız, çok ince bir kitap bir günde bitiririm bu kitapta olmuyor...
Son İnsanMaurice Blanchot · Kabalcı Yayınevi · 2008417 okunma
7/10
·101 syf.··
2020 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Kasım 2020 16:21
Bazı kitaplar okumak için sessizlik, okuduğun her cümleyi hazmetmek içinse düşünmek istiyor. Bu kitap, tam da o cinsten. Kısa bir kitap gibi dursa da uzun betimlemeleriyle ve imalı anlatımıyla üzerinde düşündürüyor. Hem felsefe hem edebiyat türü diyebiliriz. Yazarın derin birikiminin kitaba sığmayıp taştığını hissediyorsunuz. Okuması zor ama bittiğinde düşündüren güzel bir kitap.
Felsefe
Son İnsanMaurice Blanchot · Kabalcı Yayınevi · 2008417 okunma
Acılı bir zevk: Blanchot
7/10
·128 syf.··
2021 188. kitabı
Zor ve akıcı bir metin. Özü; deniz kenarındaki büyük bir yapıda (otel!) kalan Anlatıcı'nın, orta yaşlarda fakat çökmüş, ölümü bekleyen ve ona profesör diyen hoşlandığı genç bir kadın arasında geçen zaman-mekan, Hiçlik-boşluk ikilemleri içindeki varoluş sorgulamaları. Çevresini aydınlattığını betimledigi adamla, ilgilendiği kadının kurduğu yardım yada acıma ölçeğindeki ilişki etrafında bu üçlü oluşan ACI bir SÜKUNET ile BİZ olacak, hep oturdukları oyun salonu ve odalarının bulunduğu koridorlar yer yer büyüyen mekanlara dönüşecektir. En sonunda belirttiği gibi; belki de hiç varolmamış olacaklardır. Böyle bir metni, ancak yalnız ve çevresinden soyutlayan biri yazabilirdi Blanchot gibi. Kendini filozofluğa evirip eve kapattığı günlerin ürünü olan bu metin; evet kolay okunuyor ama anlaşılamıyor doğrusu. Onu okumak elbet bir zevk ancak kendisinin diliyle, acılı bir zevk. #yüceleryücesi eserine geçeceğim.
Son İnsanMaurice Blanchot · Kabalcı Yayınevi · 2008417 okunma
Puan vermedi·128 syf.·
2023 177. kitabı
Evet, bir kez daha bütün kitabı aktardığım için özür diliyorum fakat benim değil, kitabın mükemmel bir kusuru bu. Bayılıyorum böyle yazarının sayıklar gibi yazdığı kitapların okuru olmaya. Camus’nün Düşüş’ünde, Perec’in Uyuyan Adam’ında ve Dostoyevski’nin bazı karakterlerinde yaşadım bu hissi. Genelde yeni keşfettiğim çok güzel şarkılarda içime dolan bir coşku olur. Oturuyorsan ayağa kaldıran, ayaktaysan yürüten, yürüyorsan koşturan… bağırma isteği uyandıran şeyler vardır. Bütün bu kitaplarda yaşadığım şey de bu. Okurken o kadar tatlı bir uğultu yerleşiyor ki kafamın içine bir şey olsun da kitap bitmesin diyorum. Nolur sanki bu tarzda yazan bir sürü yazar olsa? Ölür müsünüz?
Son İnsanMaurice Blanchot · Kabalcı Yayınevi · 2008417 okunma
10/10
·128 syf.··
2024 13. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Şubat 2024 18:25
Bu kitapla,maksimum faydayla okuyabildiğim bir zaman diliminde karşılaştığım için kendimi şanslı sayıyorum. Bundan 4-5 sene önce okusaydım belki bu tadı alamazdım. Cümleler fazlasıyla soyut ve felsefi yanı baskın olduğundan dolayı, daha önceden, bu dilden daha basit bir dilde yazılmış farklı felsefi eserler okumakta fayda olduğunu düşünüyorum. Şahsen yazarın hayranı oldum ve ilk fırsatta diğer kitaplarını da okuyacağım.
Son İnsanMaurice Blanchot · Kabalcı Yayınevi · 2008417 okunma

Yazar Hakkında

Maurice BlanchotYazar · 16 kitap
1907'de Fransa'da, Saône-et-Loire'da doğdu. Roman, anlatı ve deneme yazarı. Ancak bu türler arasındaki ayrımları ve sınırları ortadan kaldıran bir tarzda yazdı. Georges Bataille'ın kurduğu Critique dergisinde Marcel Arland, Raymond Aron, Fernand Braudel, René Char, Michel Deguy, Michel Foucault gibi yazarlarla çalıştı. Daha çok edebiyat ile dil arasındaki ilişkiyi ele alan denemeleriyle tanınmıştır. Melville, Kafka, Bataille, Sade, Artaud, Proust, Musil ve Nietzsche gibi yazarlar ve Mallarmé, Char, Lautréamont, Rilke ve Hölderlin gibi şairler üzerine incelemeleri vardır. Blanchot'ya göre dil, dış dünyayı, gerçekliği yansıtmanın bir aracı değildir; aksine dil, edebiyatın nesnesi olarak, gerçekliği yıkar. Edebiyatın konusu da gerçekliğin yokluğudur. Dolayısıyla yazma eylemi, kelimelerin içlerinde barındırdıkları ölüm vasıtasıyla yokluk ve hiçliğe varır. Eleştiri ancak eserin özünde var olan sessizliği dile getirebilir. Hayatını bütünüyle edebiyata ve kendine özgü o suskunluğa adamış olan Maurice Blanchot, Bataille, Barthes ve Derrida gibi dilin özünü, yapısını ve sınırlarını tartışarak, yazma eylemini ve edebiyatın sorduğu "soru"yu sorgular.