Instagram keşfetim tiyatro uyarlamasının reklamlarıyla dolup taştığı ve ben de bir defa bilet almış bulunduğum için dedim oyunu görmeden kitabını okuyayım. Elimdeki kitap sahafın deposundan ucu tahminen farelerce kemirildiği ve muhtemelen de bu yüzden satılmayacağı için alma hakkı bulduğum bir basım. Çok fazla imla hatasına maruz kalınca mecburen pdf’ten bitirdim kitabı. Uzun zaman önce Demirkubuz’un sinema uyarlamasından az biraz biliyorum içeriği ama kitap filmde -hatırladığım kadarıyla- tamamen işlenmiş değil. Engin Günaydın’ın attığı o meşhur tirat kısmı var ama o bile kitapla birebir aynı değil.
Okuduğum diğer kitaplarına kıyasla çok daha ince olmasına rağmen Yeraltından Notlar benim kafamı çok daha fazla konuyla meşgul etti. Okul yıllarında arkadaşları tarafından maruz kaldığı zorbalık, bunun sonucu olarak aşağılık kompleksine tutulma hali, dışarıda ezilince içeride gücünü göstermeye kalkması, önce bundan zevk alması sonra mide bulantısı… durup çevremdeki insanlara tekrar farklı bir gözle bakma ihtiyacı duydum. Bir süredir insanların hayatına yön veren duygular üzerine düşünüyordum ve kendimde bunun için en belirgin duygunun korku olduğuna da karar vermiştim. Tabii ki herkeste farklı farklıdır bu durum fakat yaşadığımız, hissettiğimiz bütün şeylerden iyi bir sonuç çıkarabilme kudretindeyiz de aynı zamanda. Yine bu da bir tercih meselesi tabii.
Ama insanlık onurunun kırılmasının insan ruhunda yarattığı yıkım iyi hiçbir şeye sebep olmuyor. Bütün sonuçlar çürük. Onarılması da imkansızmış gibi geliyor bana. Zorbalığa uğrarsın, onurun bir kere kırılır ve ya pısırık birine dönüşür ve silikleşirsin ya da aşağılık kompleksli, nefret dolu bir antipatiğe dönüşürsün. Karakterin onu inciten insanlara ders vermek için günlerce konuşmalar hazırlaması, erken mi gitse geç mi