Herkese merhaba!
Bugün beni çok etkileyen bir kitabını incelemesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu inceleme benim için çok özel olacak. Siz hiç bir yazarı okurken sanki kendi aklınızdan geçenleri söylüyor gibi hissettiniz mi? Ya da bir olaya verdiği tepkiyi sizin de aynı şekilde vereceğinizi fark ettiniz mi? Sylvia Plath kendimi çok yakın bulduğum bir yazar oldu. Hayatının içine daldıkça, araştırdıkça bir çok ortak nokta buldum. Terk eden baba, mükemmeliyetçi ve aşağılayıcı anne, baba figürü yerine koyulan sevgililer ve daha nicesi. Ufacık bir sürpriz bozan vereceğim, yarı otobiyografik olan bu kitap mutlu sonla bitiyor ama Sylvia'nın hayatı öyle güzel bir sonla bitmiyor ne yazık ki. Kitabın güzel bir sonla bitmesine mutlu olsam da kendimin Sylvia'nın sonunu görmesinden korktum, ürktüm bir an. Sana Gül Bahçesi Vadetmedim kitabında bana aynı atmosferi yaşatmıştı sanki ben de o an şizofreni olmuştum. Gerçekten sanrılar duymaya başlamıştım. Böyle kitapları okumuyorum, yaşıyorum resmen. O yüzden arada bir okumak daha sağlıklı. Sylvia'nın hayatı da filme çekilmiş onu da en kısa sürede izlemek istiyorum. Kitap okurken başlarda o kadar karakterle aynı düşünüyordum ki aa bu baş karakter aynı ben dedim. Ama baş karakter git gide nefes alınmaz bir uçuruma doğru sürüklenmeye başladı. Belki herkes benim hissettiklerimi hissetmez okurken, hiçbir şey katmayadabilir okura. Ama ben kendimden çok fazla parça bulduğumdan çok etkilendim. Feminist bir kitap olduğunu da şuradan söyleyebiliriz; çoğu kadının hem duygusal hem de çevresel olarak sırça fanustaymış gibi büyütülmesi evlense dahi kendi cam tavanını aşamaması, diyafram taktırıp kendi kendimin kadınıyım demesi gibi. Şimdiden iyi okumalar dilerim.
Sırça FanusSylvia Plath · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201917,1bin okunma