Editörlüğünü Amy Spangler ve Mustafa Ziyalan’ın yaptığı “Kara İstanbul” naçizane fikrimce nefis bir öykü seçkisi. Hikâyeler, kitabın isminden icazetle ruhun ve şehrin leş kokulu sokaklarında dolaşıyor. Kitapta birkaç tane kadın yazar da var. Bayağı sert ve fütursuzlar üstelik. Yine de kendimi erkeklerin o ilkel, hoyrat dünyasında dolaştığım duygusundan alamıyorum. Zaten az sayıdaki kadın yazarlardan biri hariç diğerleri de hikayelerini erkek kahramanlar üzerinden anlatmışlar. Şehrin unuttuğu mahalleler, intikam ateşiyle kendilerini bile dehşete düşüren canilere dönüşen sıradan insanlar, bir travestiden uyarılıp paniğe kapılan maço erkekler, kendilerini öldüren kapitalistlerden intikam almak için dünyaya geri dönen devrimci hayaletler… Kitap boyunca, hiçbir parfümün üstesinden gelemeyeceğini sezdiğiniz, sidik, kan ve leş kokusu sürekli okuyucusuna eşlik ediyor.
Üç yıl önce Anadolu yakasının steril mahallerinin birinden Beyoğlu’na taşındığımda kendimi daha iyi hissetmemin sebebini düşünüyorum. O güçlü, ait olduğum yere geldim duygusu. Buranın İstanbul’un kültür merkezi oluşundan değil, entelektüelliğin bana cazibeli gelmediğini biliyorum. Beyoğlu sokaklarının içine sinmiş çiş ve çöp kokusu buraya çekiyor beni. Bu hayat anca böyle kokabilir diyorum sürekli kendime, buraya yakın olmayı daha sahici buluyorum. Üstelik daha da dürüst olursam bunun sebebinin hayatın sınıfsal ve sömürgeci örgütlenmesi değil insan ruhunun ta kendisi yüzünden olduğunu hissediyorum. Büyük ağabeylerimizden birkaç cümle geliyor aklıma: “Yanlış bir hayat doğru yaşanamaz.” Ve Bergman abimizin yedinci mühür filminden bir diyalog: “Öyle aptalsın ki anca insan ruhunu oynayabilirsin.” Hayatı tam da böyle iflah olmaz bir şekilde yanlış, ruhumu da aldığım tüm eğitimlere rağmen ilkel hissederken neden