“Zihinsel çok yönlülüğün değişimin, tehlikenin ve dertlerin telafisi olduğu gerçeği gözden kaçırdığımız bir doğa kanunudur. Doğa alışkanlık ve içgüdü yararsız hal gelene kadar zekaya başvurmaz. Değişimin olmadığı ve değişime ihtiyaç duyulmadığı yerde zeka yoktur. Sadece çeşitli ihtiyaçları karşılamak ve tehlikeleri defetmek zorunda olan hayvanlar zekadan payını alırlar.”
Yazım dilini pek sevemedim. Çoğu yerde kitap bağlamdan çok kopuyor gibi hissediyorum. Çok güzel bir şey anlatırken 3 paragraf sonra o anlattığı şeyin aslında sadece açlıktan olduğunu iddia edecek kadar hatta.
Çok sevmedim, pek içimde hissedemedim. Yinede sonları daha okunabilir hissettirdi bana. Kitabın adının ilk kez içinde geçtikten sonra defalarca geçmesi bana çok demode bir yazıt tekniği gibi geliyor.
Çok umutsuz bir vaka değildi ama beni bir yerden alıp başka bir yere de taşımadı.
Sırça FanusSylvia Plath · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201917,1bin okunma
“Yaşamımın, öyküdeki yeşil incir ağacı gibi önümde dallanıp budaklandığını görüyordum.
Her dalın ucunda tombul, mor bir incir gibi eşsiz bir gelecek beni çağırıyor, bana göz kırpıyordu. İncirlerden biri, eş, mutlu bir yuva ve çocuklardı; bir başkası ünlü bir şair, öteki parlak bir profesör, biri şaşırtıcı editör Ee Gee, öbürü Avrupa, Afrika ve Güney Amerika, biri Constantin, Socrates,Atilla ve garip adları, değişik meslekleri olan bir yığın aşık, bir başkasıysa Olimpiyat şampiyonu bir kadındı, ve bu incirlerin üzerinde ve ötesinde, ne olduklarını pek çıkaramadığım bir sürü incir daha vardı.
Kendimi dalların çatallandığı noktada otururken görüyordum, incirlerden hangisini seçeceğime bir türlü karar veremediğim için açlıktan ölüyordum. İncirlerin hepsini ayrı ayrı istiyordum ama birini seçmek ötekilerin hepsini kaybetmek demekti ve ben orda karar veremeden otururken incirler buruşup kararıyor, birer birer toprağa, ayaklarımın dibine düşüyorlardı.”
Bir insan neden cellat olur? Cellatlar ne hisseder? Bu konuları işliyor temelde diyebiliriz.
Osmanlı tarihini de anlatan gerçeğe dayanan bir kurmaca eser.