Sahi bir sevda neresinden doğar insanın?
Söylediklerinden mi yoksa söyleyemeyip içine biriktirdiklerinden mi; her an kurduğun düşlerinden mi, kurduğun düşleri talan eden gerçeginden mi?
Ve kaç sevda bulur birbirini onca kalabalığın arasından?
Ne kadar yol aşılır bulabilmek için? Kaç kapıdan geçilir o
gönülden içeri girebilmek için?
Ana rahminin karanlığındaki bebeğe dışarda aydınlık bir dünya var deseler, yüce dağları, dalgalanan ovaları, ciçek açan bahçeleri,çağlayan
ırmakları,parıldayan güneşi, yıldızlarla dolu
gökyüzünü uzun uzun anlatsalar, karanlıklarda bekleyen o bebek, bu güzellikleri duysa bile hicbirine inanmaz ve yerinden ayrılmak istemez, ayrılmak zorunda kaldığında ise başlar ağlamaya…