"1960'tan sonra Türk kültürü hızlı bir siyasallaşma sürecine girdi. Bu kaçınılmaz değişmenin göze batar iki sonucu oldu: Birincisi, şairlerin okuyucuya bağımlılıklarını peşinen kabul etmeleri ve buna bağlı olarak ikincisi, şiirin kendi doğasında (doğuş sebeplerine) bulunan araştırma yollarının terk edilmesidir."
Modern şiir bir edebiyat türü olarak değil, bir yaşantı olarak doğmuştur. Varlığı dünyanın aldığı biçimle, insan kavrayışının niteliğiyle doğrudan bağlantılıdır. Türk insanı gerek dünyanın geçirdiği değişmeler dolayısıyla, gerekse içinde yer aldığı kültürün zorunlu kıldığı tepkiler yüzünden modern şiirle gerekli ilintiyi kurdu."
Modern şiiri "modern" yapan öğe, şairin dünyaya gösterdiği organik tepkidir, diyebiliriz. Düşünce ve çözümlemeci düşünsel yaklaşım Yeni Dünya'yı bile geride bütün kıvrımlarında söz sahibi olduğunu göstermiş, örgütlenmiş yaşama biçimi ve onun maddi öğeleri insan hayatının bütün fiyortlarına gemilerini sokmuştur. Şairin karşısındaki dünya bütüncül (𝘵𝘰𝘵𝘢𝘭𝘪𝘵𝘢𝘪𝘳𝘦) bir dünyadır. Şiir bu dünyaya olan tepkisini sadece bir anti-totalitaire tavırla değil, aynı zamanda kendi bütünlüğünün bilincini elinde bulunduran, sağlığını organizmaya atfeden bir tavırla gösterecektir. Modern şiirin gerçekten kaçmayışı onu günlük gör hayatın derinlemesine bir değerlendirmesine götürür. Yeni Dünya'da birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış bulunan alelâde ve fevkalâdenin şiirde şaşırtıcı beraberliğini görürüz bundan böyle. Şair Eski Dünya'nın bilgeleri gibi bir yolculuğu göze almış ve vardığı her uğrakta okuyucuya ancak 𝘱𝘢𝘳𝘢𝘥𝘰𝘹𝘦'larla dile getirebilecek işaretler sunmaktadır."
"Dünyadan kaçış motifinin yeni olduğunu ileri sürecek değiliz elbet. Baudelaire ile birlikte modern şiirde yeni olan gerçek dünyaya karşı türetilmiş bir yapıntı dünyada avuntuyu aramak değil, çamuru gözyaşlarımızdan karılmış bulunan bu dünyanın gerçeğe göre nerede olduğunu araştırmayı mümkün kılabilecek bir somutluk alanını yakalayabilmek için göze alınan atılımdır. Dünyadan kaçış gerçekten kaçış değildir. Olgular dünyası modern insana özgü değerlerin ölçüye vurulabileceği bir mihengi sunmakta yetersiz kalmaktadır, öyleyse somut hakikatin ifadesini bulduğu bir alana çekilinmelidir. Şiir bu dünyadan vazgeçecek değildir, ama ısrarla dünyaya merkezi gerçeklik olan bir başka alandan bakacaktır. Dünya ancak böyle bir yerden bakıldığında 𝘥𝘰𝘬𝘶𝘯𝘶𝘭𝘢𝘣𝘪𝘭𝘪𝘳 olur. Şiir 𝘪𝘯𝘵𝘦𝘭𝘭𝘦𝘤𝘵'in sözünü geçiremeyeceği bir bölgede egemenliğini kuracaktır artık. Şaire akıp giden olayların çerçevesi içinde kalınarak yakıştırılan her yafta yetersiz kalacaktır."