… Eve gitmeden önce bir iki kadeh içmek için işten biraz erken çıkmanın, çocukların bakıcı problemi yüzünden işten erken çıkmaktan çok daha fazla hoşgörüyle karşılandığını biliyordu. Yalan söylemek, kılıfına uydurmak, hikâye yazmak da dahil olmak üzere her türlü bahane çocuk sahibi olduğunu itiraf etmekten çok daha iyiydi çünkü çocuk sahibi olmak “zincirleriniz”, “bağlarınız”, “zorunluluklarınız” olduğu anlamına geliyordu…
Aldığı ödülü de dikkate alarak alıp okudum kitabı. Her ne kadar distopya dense de aslında çok gerçek dışı değildi kurgu ve yaşananlar. Kitapta özgürlük, hak ve hukuk başta olmak üzere birçok şeyi sorgularken bulabilirsiniz kendinizi ancak beni yine en çok üzen ve etkileyen bir kadının her koşulda ayakta kalıp ayakta tutmak zorunda oluşunun mücadelesiydi. Böyle bir kaos ortamında dışarıdan bakıldığında hep sokaktaki çatışmalar, direnişler, kahramanlıklar adına ne derseniz artık bunlar görülür. Oysa çok başka mücadeleleri vardır arkada kalan kadınların: çocuklarını, ailesini, anne-babasını gözetmek zorunda olmak gibi, onları koruyup kollamaya çalışırken her şey yolundaymış gibi güven hissi uyandırmak gibi… Bu yönden yorucu bir kitaptı diyebilirim, okuyucunun gönlünü yoran bir kitaptı… İyi okumalar dilerim.