Bu, kardeş, çocukluk hastalığıdır, kızamık gibi bir şey.
Hepimiz geçiririz bu hastalığı. Güçlüler daha hafif geçirirler,
güçsüzler biraz daha ağır. Bu hastalık bizim gibilere tebelleş
olur, yani istediği şeyi bulan, ama daha yaşamı anlamayan,
yaşamda alacağı yeri göremeyen kimselere. İnsan kendi türünün
tek örneği olduğunu sanır; güzel bir meyve, herkesin
ısırmak istediği körpe bir salatalık gibi. Bir süre sonra, sendeki
en iyi yönlerin başkalarında da bulunduğunu, başkalarının
senden daha kötü olmadıklarını görürsün. Rahatlatır bu seni.
Biraz da utanırsın... utanırsın, çünkü minnacık çıngırağını
sallamak için çan kulesine tırmanmışındır, oysa yortularda
büyük çan çalmaya başlayınca senin çıngırağın sesi bile işitilmez.
Sonra, başka bir şeyin farkına varırsın: senin çıngırak
tek başına çalarken yaşlı çanların gümbürtüsü içinde tereyağına
batan bir sinek gibi boğulup gidiyor, boğulup gidiyor
ama koronun tümü içinde onun sesi de işitiliyor. Anlıyor musun
ne demek istediğimi?
İleriye doğru gideceksin, kendi kendine karşı bile savaşacaksın.
Her şeyi feda etmeyi, seve seve feda etmeyi bileceksin.
Kendini davana adamak,, onun uğruna ölmek, zor
değil!.. Daha fazlasını feda edeceksin, sence yaşamaktan da
değerli olan şeyi feda edeceksin. İşte o zaman, varlığının en
değerli şeyi olan hakikat hızla büyüyecektir!..»
"Paranız var mı?" diye sordu
"Hayır!"
Nikolay hemen kesesini çıkardı cebinden ,ağzını açtı, Ana'ya uzattı:
"Buyrun alın lütfen..."
Ana, elinde olmayarak gülümsedi:
"Her şey değişti!" dedi. " Sizin için para bir değer taşımıyor artık! Adam var, ruhunu satıyor para için, sizler için ise bir anlamı yok. Parayı sanki yalnızca başkalarına yardım etmek için saklıyorsunuz..."
Nikolay usulca güldü:
"Para hoş bir şey değil. Vermekten de, almaktan da sıkılır insan..."