Ne yazık ki yaşamıma bir biçim vermeyi hiçbir zaman bilemedim; tam anlamıyla benim olan, bana özgü bir durumda olmayı hiçbir zaman dirençle istemedim, gerek bende direnme, başkalarına ve kendime karşı kendimi doğrulama isteği uyandıracak engellerle karşılaşmadığım için, gerek zihnimin az önce düşündüğü ve duyduğu şeyin az sonra tersini düşünme ve duyma eğiliminden ötürü. Başka bir deyişle, her zihinsel ve duygusal oluşumu, özenli, çok kez karşıt düşüncelerle çözümleyip ayırma eğilimindeydi zihnim. Son olarak da yapım başkalarının sağduyusuna boyun eğme eğilimindeydi; güçsüzlükten çok, aldırmazlıktan, daha sonra karşılaşabileceğim hoşnutsuzlukları önceden kabullenmekten ötürü. İşte karşılaşmıştım onlarla! Gerçekte kendimi hiç tanımıyordum, tastamam benim olan hiçbir gerçekliğim yoktu, sürekli bir akış içinde, neredeyse sıvı gibi kolayca biçimlendirilebilir bir durumdaydım; başkaları tanıyorlardı beni, her biri kendince, bana verdikleri gerçekliğe göre; yani her biri bende, ben olmayan -bunların hiçbiri tam anlamıyla ben değildim çünkü bir Moscarda görüyordu; kaç kişisiyseler o kadar Moscarda vardı, tümü de benden daha gerçek, çünkü benim, yineliyorum, kendi kendim için hiçbir gerçekliğim yoktu.