Jaspers, insanlar arasındaki bağlantının ("iletişim" ya da "başkalarıyla yaşam"), yalnız bireyler arasındaki iletişim olduğunu ifade eder. Egemenlik ve itaat ilişkisinin, iletişimin ilk biçimi olduğu ortaya çıkar. Bu şartlar altında, iletişim isteği kaçınılmaz olarak beraberinde iletişimden korkmayı ve onun olanaklılığına dair şüpheleri de getirir. Varoluşçuluk, kapitalizmde toplumsal ilişkilerin gerçekten çelişkili ve çatışmalı karakterini ifade ederken, aynı zamanda onları kamufle etmeye çalışır. Varoluşçuluk, bunu "insan varoluşuna" has, dolayısıyla da yok edilemez öğeler olarak tanımlar. Sömürücü bir toplumdan doğan çatışmaları, insanın insana evrensel yaklaşımıymış gibi değerlendirir.
Gerçek dışı varoluş" kavramı, varoluşçuluğun bütününe uygundur. Varoluşçuluk, arada sırada toplumsal yaşamın doğru ve derin tanımlarını sunar. Örneğin, mülkiyetin ("sahip olma"), özel mülkiyet dünyasının insan dışı olmasının kaynağı olduğunu öne sürer. Ancak varoluşçuluk, bu esaretten kurtuluş yolunu toplumun toplumsal donüşümünde değil, sevgide ve merhamette, "fedakârlık"ta, dinde, sanatta ve felsefede, yani dini ve idealist yapıdaki dindar dileklerde arar
Varoluşçuların insanın varoluşunun irrasyonelliğini doğrulayan bir diğer kanıt olarak gördükleri şey ise, varoluşun gerçek derinliğinin" insanın önüne, Jaspers'e göre özel şartlarda, sınır durumları denilen anlarda açıldığıdır. Bu durumlar acı çekme, ölüm, korku, akıl hastalığı gibi şeylerdir. Insan yalnızca bu anlarda ve kendiliğinden, kendi "gerçek varoluşunun" ve özgürlüğünün farkına varır. Gerçek varoluş ve özgürlük, normal şartlar altında gündelik yaşamın "sıradanlığının" ve "gerçek dışılığının" arkasına saklanmıştır. İnsanların ortaklaşa gündelik yaşamı, bireyin gerçek yaşamını "başka birinin" varlık biçiminde tamamen eritir. Toplumdaki insanın kişiliği kişiliksizleştirilmiş, silinmiş ve olayların sıradanlığı içinde yok olmuştur. Bu her toplum için geçerlidir ve hiçbir toplumsal dönüşüm, bu kişiliksiz ve yabancılaşmış varoluşu değiştiremez ya da sonlandıramaz.
Hiç yeri yokken sen giriyorsun sonra
hiç yeri yokken ellerini tutuyorum ya da bir su arkını
Ve nedense bir Moğolun yüzünü ansıtıyor bana yüzün
Durup dururken. Ve çıkıyor ellerime.